Wednesday, October 31, 2007



_____________________________________________________________________
HARİTALAR, SINIRLAR VE TASARILAR


Mustafa Günay

İlk dünya haritasını çizen kişinin Piri Reis olduğu bilinir. 1513 yılında çizilen bu haritadan ne yazık ki ancak bir bölümü günümüze kalmıştır. Haritanın elde kalan bölümünde Atlas Okyanusu, İberik Yarımadası, Afrika'nın batısı ile yeni dünya Amerika'nın doğu kıyıları görülmektedir. Piri Reis’in haritasının tarihsel açıdan önemli bir yönü de Kuzey Amerika haritasının çizimlerindeki doğruluk ve günümüzdeki bilgilerimizle uygunluğudur. Bilindiği gibi Kristof Kolomb'un Amerika haritası günümüze kadar bulunamamıştır. Ama o tarihlerden günümüze kadar haritacılık gelişmiş ve gerek dünyanın gerekse dünyadaki ülkelerin nice haritaları yapılagelmiştir.


Haritalar yenilenmiştir sürekli, çünkü ülkelerin sınırları değişmiştir/değiştirilmiştir. Emperyalist paylaşım savaşlarının sonucu olarak masa başında çizilen bazı ülkelerin sınırları düz bir çizgi halindedir. Ama pek çok sınır doğanın kıvrımlarını yansıtmaktadır. Ülkemizin sınırları ise ulusal bağımsızlık savaşının sonucunda belirlenmiştir. İlk bağımsızlık savaşıyla emperyalizme karşı mücadelede tarihsel bir örnek oluşturan ülkemiz, Atatürk’ün “yurtta barış, dünyada barış” düşüncesi doğrultusunda diğer ülkelerin bütünlüğüne zarar verecek girişimlerden kaçınmıştır. Ama ne yazık ki ülkemizin bütünlüğünü yıkmaya yönelik çabaların, açık ya da gizli biçimlerde günümüze kadar devam ettiği gözden kaçmamaktadır. Ayrılıkçı terörün son zamanlarda yeniden şiddeti tırmandırma yönünde giriştiği eylemler ve bu eylemlerin bazı medya organları tarafından dile getirilme biçimi oldukça düşündürücüdür. Bilindiği gibi ayrılıkçı terör örgütünün televizyonu, hava durumlarını verirken, Ankara ve İstanbul gibi şehirlerimizden “dış merkezler” olarak söz etmekte. Yine bilindiği gibi, ülkemizin haritası bazıları tarafından farklı biçimlerde çizilmekte ve kullanılmaktadır. Yapılan yeni haritalarda ülkenin bir bölümünde Kürt devletinin yer aldığı görülmektedir.


2 Nisan 2006 Pazar günkü Milliyet gazetesinin 17. sayfasında iki kısa haber yer alıyordu. “Bir Gaf da BBC yaptı” başlıklı haber şöyle idi: “İngiliz yayın kuruluşu BBC, son terör olaylarıyla ilgili haberinde Diyarbakır’dan “bölgesel başkent” diye söz etti. Gösterilerin “14 Kürt isyancı şüphelisinin asker tarafından öldürülmesinin ardından başladığı” ifadesinin kullanıldığı haberde, “Bölgesel başkent Diyarbakır’ın içinde ve çevresinde Kürtlerle Türk çevik kuvveti arasında yaşanan çatışmalarda 7 kişi öldü” denildi.”


Aynı tarihli Milliyet gazetesinde yer alan 'Federal güçler' gafı başlıklı Yasemin Çongar’ın haberinde ise, ABD'nin prestijli gazetelerinden Washington Post’un, Güneydoğu'da yaşanan son olaylara değindiği Cumartesi (1.1.2006) sayısında Diyarbakır'daki Türk askerlerinden 'federal güçler' diye söz ettiği belirtiliyordu. Haber metninin bir bölümü şöyle: ”Diyarbakır'da 4 PKK'lının toprağa verilmesinin ardından çıkan ve bölgedeki diğer illere de yayılan olayların, bölgenin Kürt kökenli nüfusu içinde görüş ayrılıklarına yol açtığı belirtildi.ABD'nin en prestijli gazetelerinden biri olan Washington Post'un Türkiye ve bölge ülkelerini izleyen muhabiri Karl Vick, dün yayımlanan Diyarbakır mahreçli haberinde, kent esnafının olaylarla ilgili olarak birbirinden farklı değerlendirmelerini yansıttı. Haberde, Diyarbakır'daki Türk askerlerinden, "federal güçler" diye söz edilmesi de dikkat çekti.”


Gaf sözcüğünün anlamı, yersiz, beceriksiz, zamansız söz veya davranıştır. Ama anlaşılan odur ki bazıları söyledikleri sözlerin zamanının geldiğini düşünüyor ya da bu şekilde mesajlar veriyor olmalılar. Bu tür sözlerin, tavırların ve çizilen yeni haritaların, tarihin çöp sepetine atılması bizim elimizdedir. Tarihin çöp sepeti de yoktur aslında. Tarih yaşayan her insanı yutar bir gün. Zamanın dipsiz kuyusuna düşmemek elimizde değildir. Ama o kuyudan yankılanan sesin ve geride kalan izin değeri, insani değerlerle bağıntılı değil midir?


Dinsel, etnik ya da benzer temellere dayanarak çizilen haritaların, sınırların ve tasarıların yaşamın içinde ve insan değerleri temelinde şansının/imkanının olmadığını görmek ve anlamak için, yeniden tarihin acı dersinden sınava girmemiz mi gerek?




Sözler:
“Atatürk ulusçuluğu akıldışı-duygusal değildir. Bu da onu ölçülü yapar: Ulusal kültür birikimindeki gerçek olan ve olmayan değerleri ona ayırt ettirebilir, onu kendisine gözü kapalı hayran (narcisse) ya da bencil yapmaz.(…) Bu ulusçuluk emperyalist değildir; akılcı ve moral bir norm olan ‘yurtta barış, dünyada barış’ ilkesine bağlıdır. Dünyadaki saygınlığın fetihlerle değil, evrensel kültür değerlerinin yaratıcısı olmakla gerçekleşeceğine inanır.” (Macit Gökberk)



Dizeler:
“Atlasları getirin! Tarih atlaslarını!
En geniş zamanlı bir şiir yazacağız” (Ece Ayhan)



No comments: