Wednesday, November 28, 2007






FELSEFE SÖYLEŞİLERİ

Düzenleyen:
Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi
Felsefe Grubu Eğitimi ABD




“Vico
ve Yeni Bilim”



Konuşmacı:
Yrd. Doç. Dr. Sema Önal
(Mersin Üniversitesi)



Yer: Hasan Ali Yücel Salonu
Eğitim Fakültesi Dekanlık Binası Zemin Katı
Tarih: 11 Aralık 2007 Salı
Saat: 14:00


Wednesday, November 21, 2007

Dünya Felsefe Günü Kutlu Olsun!

Güncel Önkal


16 Kasım 2006'da Dünya Felsefe günü beşinci kez tüm dünya felsefecileri tarafından etkinlikler ile kutlandı; felsefenin ve felsefi düşünmenin yaygınlaştırılması için çalışmalar tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yapıldı. UNESCO 2002 yılından itibaren her yıl kasım ayının ikinci haftasının Perşembe gününü Dünya Felsefe Günü olarak kutluyor. Kuruluşun internet sayfasında yapılacak kısa bir araştırma son beş yılda filozofların kutlamalarının hangi tematik değişimlere hızla uğradığı konusunda bilgiler içeriyor: Kutlamaların yapılmaya başlandığı ilk yıl olan 2002 yılında "felsefe tarihi", "çağdaş felsefenin alanları" gibi masum konular işlenirken, 2003'te "global adalet", "kültürlerarası ve kültürlerüstü felsefenin imkanı" gibi siyasal değişimlerin ve güncel, küresel problemlerin kaynağının tartışılması hedeflenmiş. Kutlamaların üçüncü yılı olan 2004'te filozoflar kutlama faaliyetlerinde adeta "insan hakları problemleri" odağında kilitlenmişler. Son olarak geçen yılın kutlamalarında ise Jean Paul Sartre ve Paul Ricœur'nün düşünceleri ışığında "sivillerin çatışmalar karşısındaki durumları" insanlık idealleri açısından ele alınmış.


Geçen yılın kutlama programına baktığımızda ise geçmiş yıllardan çok farklı bağlamda UNESCO'nun "modernite karşısında Arap Dünyası ve Müslümanlık" başlıklı tartışmaları açmak istediğini görüyoruz. Bu tartışmalara paralel olarak düşünülebilecek Levinas Felsefesi de kutlama programları içinde yer almış. Dolayısıyla, Dünya Felsefe Günü, filozofların ve felsefeye yakın duran entellektüellerin her yıl dünya problemleri karşısında hesap vermeleri gereken önemli bir vicdan günü olarak beliriyor. Dünya Felsefe Günü'nde entellektüeller insanlık adına adeta günah çıkarıyorlar. Dünya coğrafyası üzerinde yaşanan adaletsizlikler, insan olma durumundan gün geçtikçe uzaklaşan değerlerin çıkmaza girmesi, filozofları daha da fazla çalışmaya zorlayacaktır. Burada asıl görevin siyasal güç odaklarına düştüğünü söylemek gerekiyor. Filozoflara ve felsefe biliminin söylediklerine, varılan teorik sonuçlara kulak tıkayan uygulayıcılar, hem kendilerine hem de insanlığa büyük zararlar vermişlerdir ve ne yazık ki vermeye devam edeceklerdir. Düşünsel temeldeki boşluklar, kaymalar ve tutarsızlıklar insanın politik eylemlerinde kendini trajik olarak gösteriyor.


Yerel olandan global olana geçiş, Dünya Felsefe Günü gibi düşünsel temellerimizi sorgulayacak etkinliklerin, günün anlam ve önemine hizmet edecek şekilde verimli tartışmaları teşvik etmesi ile mümkün olacaktır. Dünyanın değişen koşulları felsefe çalışmalarının kapalı kapılar ardında bireysel okumalardan daha fazlasını ortaya koymasını şart koşmaktadır. Türkiye'nin filozofları da, Dünya Felsefe Günü etkinliklerini gerçekten Dünya'da neler olup bittiğinden bağımsız şekilde kutlanamaz bağlamda ele almalıdır. Bu nokta filozoflarımız açısından bir yetkin olmayış değil ama eksik kalma durumudur. Öyle ki eğitimcilerin eğitimi noktasında, felsefeyi öznel, ideolojik ve günlük hayattan kopuk olarak değil, gençlere felsefi düşünmeyi sevdirecek şekilde anlatabilecek, aktarabilecek, çağdaş gidişatı analiz edebilen soyutu somutla bağdaştırabilecek eğitimcilere ihtiyacımız vardır.



Felsefenin birincil kazanımlarından biri olan "kendini bilmek"ten hareket edersek; kendimizin ne olduğunu bilmeden başka bir şeyin bilgisine de sahip olamayız, başkalarını da bilemeyiz ve anlayamayız. Dünya Felsefe Günü'nün Türkiye'de felsefenin itibarını arttıracak çalışmalara, pratik sonuçlar doğurabilecek projelerle öncülük etmesi kuşkusuz daha yerinde ve gerçekçi olacaktır. Topraklarımızın sahip olduğu düşünce geleneği Dünya entellektüelleri trafiğinde hangi köşebaşında yer alabilir? Bu sorunun yanıtı ancak kendi felsefe geleneğimizi daha çok araştırmak, ortaya koymak; ancak en önemlisi yabancı dilde de anlaşılabilir ve bağlantılı kılmaktır. Geçtiğimiz yıl Türk felsefesinin Osmanlı İmparatorluğu'ndan başlanarak incelenmesi açısından verimli geçti. Bu alanda pek çok inceleme ve çeviri eseri ortaya kondu, yayımlandı. Özellikle Sayın Prof. Dr. Remzi Demir'in Philosophia Ottomanica adlı üç ciltlik titiz çalışması Avrupalı Türkologlar tarafından yoğun ilgi ile karşılandı. Ancak Türkiye'de felsefe alanında çalışanlar bu eserleri ne kadar takip ediyorlar bilemiyoruz.


Doğaldır ki, arzu edilen ve ulaşılması gereken nokta düşünce tarihimizin sadece anlatılması değil, bu birikimin dünyanın çağcıl problemleri karşısında ne türden açılımlar başarabileceğinin gösterilmesidir.


Dünya Felsefe Günü'nün, filozoflarımızda, -her alanda yaşadığımız gibi-, kurumsallaşma eksiğimizi kapatmak için daha fazla sinerji yaratmasını, okuma ve çalışma gayreti ile yaratıcı fikirlerde açıklık getirmesini, bu günden itibaren dünya felsefesine daha fazla katkıda bulunmalarına bir vesile olmasını dilerim.

Tuesday, November 20, 2007

Panel : Felsefe Nedir

Mersin Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü tarafından 22 Kasım 2007 Perşembe günü “Felsefe Nedir” konulu bir panel düzenlenecek.


Mersin Üniversitesi Felsefe Bölümü Başkanı Prof. Dr. Sara Çelik ve Çukurova Üniversitesi Felsefe Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Mustafa Günay’ın konuşmacı olarak katılacağı panel, Prof. Dr. Uğur Oral Kültür Merkezi B Salonu’nda saat 14.00’da başlayacak.

Monday, November 19, 2007

2007 Dünya Felsefe Günü
Atatürk Kültür Merkezi ve The Marmara Oteli
İstanbul


22 Kasım 2007
9.30 – 11.00
Atatürk Kültür Merkezi


Açılış

· Sayın Prof. Dr. Arsın Aydınuraz, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı
· Sayın Kadir Topbaş, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı
· Sayın Muammer Güler, İstanbul Valisi
· Sayın Ali Tınaz Tuygan, UNESCO Türkiye Daimi Delegesi
· Sayın Pierre Sané, İnsan ve Toplum Bilimlerinden Sorumlu UNESCO Genel Direktör Yardımcısı



Açılış Konferansları
“Diyalog: Ne üzerinde, Kimler arasında?”
Otfried Höffe (Almanya)
İoanna Kuçuradi (Türkiye)
Başkan: Pierre Sané

11.00 – 11.30
Atatürk Kültür Merkezi
Kahve arası felsefe sohbetleri


11:30 – 13:30 Marmara Oteli, Platon Salonu
YUVARLAK MASA I
Barışın ve İnsan Haklarının Felsefi Temelleri: Ulaştığımız
Nokta Nedir?

Başkan: Betül Çotuksöken (Türkiye)
Katılımcılar: Bhuvan Chandel (Hindistan)
Samuel Lee (Kore)
Maija Kule (Letonya)
Monica Gomez (Meksika)


11:30 – 13:30 Marmara Oteli, Kant Salonu
YUVARLAK MASA II
Felsefi Etik, Meslek Etikleri ve Diğer Felsefi Olmayan Etikler

Başkan: Harun Tepe (Türkiye)
Katılımcılar: Myrto Dragona-Monachou (Yunanistan)
Carlin Romano (ABD)
Ghazala Irfan (Pakistan)
Leon Olive (Meksika)
Alya Saada (Tunus)


11:30 – 13:30 Marmara Oteli, İbn-i Rüşd Salonu
YUVARLAK MASA III
Serbest Pazar: Yoksulluktan Kurtulma Yolu mu, Yoksa Yeni
Dünya Problemlerine Bir Neden mi?

Başkan: Kadri Yamaç (Türkiye)
Katılımcılar: Ayşe Buğra (Türkiye)
Paulin Hountondji (Benin)
Marcelo Dascal (İsrail)
Ferda Keskin (Türkiye)


11:30 – 13:30 Marmara Oteli, Nietzsche Salonu
YUVARLAK MASA IV
Felsefe ve Geleceği

Başkan: Korkmaz Alemdar (Türkiye)
Katılımcılar: Abdussalam Guseinov (Rusya)
Sémou Pathé Gueye (Senegal)
Doğan Özlem (Türkiye)
Abdullah Kaygı (Türkiye)


14.30 – 15.00
Marmara Oteli, Kant Salonu
Üç Filozofa Saygı
Alan Gewirth, Richard Rorty, Iris Marion Young
William L. McBride (ABD)


15:00 – 17:00 Marmara Oteli, Kant Salonu
YUVARLAK MASA V
Kadın Felsefeciler İnsanlığın Geleceğinin
Biçimlendirilmesinde Nasıl bir Rol Oynayabilir?

Başkan: Moufida Goucha (UNESCO)
Katılımcılar: Hourya Benis Sinaceur (Fas)
Ghazala Irfan (Pakistan)
Zeynep Davran (Türkiye)
Geneviève Fraisse (Fransa)


15:00 – 17:00 Marmara Oteli, Platon Salonu
YUVARLAK MASA VI
Güvenlik mi, İnsan Hakları mı: Gerçek mi, Yoksa Sahte bir
İkilem mi?

Başkan: Stephen Voss (Türkiye)
Katılımcılar: Anat Biletzki (İsrail)
Jacques Poulain (Fransa)
Uluğ Nutku (Türkiye)
Bensalem Himmich (Fas)


15:00 – 17:00 Marmara Oteli, Nietzsche Salonu
YUVARLAK MASA VII
Dünyaya Bakışımız Nasıl Gelişti: Neye Küresel, Neye Yerel,
Neye Ortak Diyoruz?

Başkan: Pınar Canevi (Türkiye)
Katılımcılar: Yersu Kim (Kore)
Ivan Kaltchev (Bulgaristan)
Gürol Irzık (Türkiye)
Nkolo Foé (Kamerun)


15:00 – 17:00 Marmara Oteli, İbn-i Rüşd Salonu
YUVARLAK MASA VIII
“Laiklik Nedir?” Sorusunu Yanıtlamak

Düzenleyen: Reset-Dialogues on Civilizations

Başkan: Nina zu Fürstenberg (İsviçre)
Katılımcılar: Giancarlo Bosetti (İtalya)
Faruk Birtek (Türkiye)
Alessandro Ferrara (İtalya)
Ramin Jahanbegloo (İran)
Gianni Vattimo (İtalya)


17:30 – 19:30 Marmara Oteli, Kant Salonu
YUVARLAK MASA IX
Dünyanın Daha İnsanca Yönetilmesine Felsefenin
Katkısı Ne Olabilir?

Başkan: Numan Hazar (Türkiye)
Katılımcılar: María Pilar Armanet (Şili)
Anaisabel Prera (Guatemala)
Petr Janyska (Çek Cumhuriyeti)

20.00 – 21.00
Atatürk Kültür Merkezi

Konser
İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası
Şef: Fedor Gluşenko
Solist: Emre Elivar


23 Kasım 2007

Felsefe Kahvesi

11.00 – 13.00
Marmara Oteli, Aristoteles Salonu

Felsefeyi Paylaşmak I
Moderatörler: Halil Turan-Gülriz Uygur-Tansu Açık
Katılım herkese açık


15.00 – 17.00
Marmara Oteli, Aristoteles Salonu

Felsefeyi Paylaşmak II
Moderatörler: Ferda Keskin-Kurtul Gülenç-Dilek Arlı
Katılım herkese açık


Kitap sergisi, 2007 Dünya Felsefe Günü
özel pulun satışı



9:30 – 11:30 Marmara Oteli, Platon Salonu
YUVARLAK MASA X
Felsefede Diyalog

Düzenleyen: Uluslararası Felsefe Kuruluşları Federasyonu

Başkan: William L. McBride (ABD)
Katılımcılar: Betül Çotuksöken (Türkiye)
David Evans (K. İrlanda)
Ivan Kaltchev (Bulgaristan)


9:30 – 11:30 Marmara Oteli, Nietzsche Salonu
YUVARLAK MASA XI
Şiddet, Eğitim ve Demokrasi

Düzenleyenler: Uluslararası Felsefe Kuruluşları Federasyonu, Uluslararası Felsefe Enstitüsü, Uluslararası İnsan ve Toplum Bilimleri Konseyi

Başkan: Luca Scarantino (İtalya/Fransa)
Katılımcılar: Marcelo Dascal (İsrail)
Maija Kule (Letonya)
Hourya Benis Sinaceur (Fas)


9:30 – 11:30 Marmara Oteli, İbn-i Rüsd Salonu
YUVARLAK MASA XII
Felsefeyi Uygulamak Ne Demek?

Düzenleyen: Institut de pratiques philosophiques

Başkan: Oscar Brenifier (Fransa)
Katılımcılar: Nuran Direk (Türkiye)
Sevgi İyi (Türkiye)
Nimet Küçük (Türkiye)


9:30 – 11:30 Marmara Oteli, Kant Salonu
YUVARLAK MASA XIII
Neden Felsefe Eğitimi?

Düzenleyen: Türkiye Felsefe Kurumu, Felsefe Olimpiyadlarında Başarı Gösterenlerin Katılımıyla

Başkan: Sezen Kayhan (Türkiye)
Katılımcılar: Begüm Naz Bayırbaş (Türkiye)
Daria Cybulska (Polonya)
Martin Hergouth (Slovenya)
Alexander Johann (Almanya)
Elodi Moreau (Türkiye)



12:00 – 13:30
Marmara Oteli, Kant Salonu

· “Bir Özgürlük Okulu Olarak Felsefe.
Felsefe Öğretimi Yapmak ve Felsefe
Yapmayı Öğrenmek”
başlıklı UNESCO Etüdünün tanıtımı
Tanıtanlar:
Pierre Sané (UNESCO)
Moufida Goucha (UNESCO)
Tanıtıma katılanlar:
Oscar Brenifier (Fransa)
Luca Scarantino (İtalya, Fransa)

· Yirmibirinci Dünya Felsefe Kongresi
Bildiri Kitaplarının Tanıtımı
Tanıtanlar:
İoanna Kuçuradi
Stephen Voss
Tanıtıma Katılan Cilt Editörleri:
Pınar Canevi (Türkiye)
Catherine Champniers (Fransa)
Zeynep Davran (Türkiye)
Gürol Irzık (Türkiye)
Cemal Güzel (Türkiye)
Ferda Keskin (Türkiye)
Berna Kılınç (Türkiye)
William L. McBride (ABD)
Luca Scarantino (İtalya, Fransa)
Harun Tepe (Türkiye)


13.00 – 14.00
Marmara Oteli, Kant salonu

Kapanış ve Ödül Töreni

Kapanış Konferansı
Federico Mayor (İspanya)
Başkan: İbrahim Özdemir (Türkiye)



Dünya Felsefe Günü, 2007
İstanbul, Türkiye

Düzenleme Komitesi

Türk Düzenleme Komitesi

· Korkmaz Alemdar, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu
· Arsın Aydınuraz, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı
· Deniz Çakar, T.C. Dışişleri Bakanlığı
· Arif Gülen, T.C. Başbakanlık, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü
· Numan Hazar, Büyükelçi, UNESCO Türkiye Eski Daimi Delegesi
· Ioanna Kuçuradi, Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı
· Yusuf Örnek, Türkiye Felsefe Kurumu
· İbrahim Özdemir, T.C. Milli Eğitim Bakanlığı
· Salih Mutlu Şen, T.C. Dışişleri Bakanlığı
· Harun Tepe, Türkiye Felsefe Kurumu

UNESCO

· Pierre Sané, İnsan ve Toplum Bilimleri için Genel Direktör Yardımcısı
· Moufida Goucha, İnsan Güvenliği, Demokrasi ve Felsefe Bölümü Şefi
· Feriel Ait-ouyahia, İnsan Güvenliği, Demokrasi ve Felsefe Bölümü
· Kristina Balalovska, İnsan Güvenliği, Demokrasi ve Felsefe Bölümü

UNESCO Türkiye Daimi Delegasyonu

· Ali Tınaz Tuygan, Büyükelçi, Daimi Delege
· Esra Cankorur, Müsteşar

Monday, November 05, 2007

Felsefe Açısından Güncellik...

FELSEFE AÇISINDAN GÜNCELLİĞE BAKMAK:
ZİZEK, KAVRAMLAR VE TARİHSEL GERÇEKLİK


Mustafa Günay


Felsefe ve sosyal bilimler açısından güncelliğe bakmak, güncelliğin araka planındaki anlamını ve nedenlerini görmeye çalışmak, yaşadığımız olayları anlamak ve yorumlamak, doğru kararlar almak ve uygulamak için gereklidir. Ancak bunu yapmak beraberinde bazı zorluklar da getirmektedir. Ama konuşmak için, öyle durumlar olur ki zamanın geçmesini beklemek doğru olmayabilir. Ben de bu yazıda Slovenyalı felsefeci Slovaj Zizek’in geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir yazısından yola çıkarak, güncel bazı gelişmeler hakkında düşüncelerimi ortaya koyarak, tarihsel düşünmenin gerekliliğini vurgulamayı amaçlıyorum.


I. Zizek’in Düşüncelerinden Kesitler

Zizek’in 23 Ekim 2007 tarihli Guardian gazetesinde yayınlanan “Turkey is a thorn side of a western consensus” (Türkiye Batı uzlaşımının kıyısındaki dikendir” başlıklı yazısının Türkçesi 24.10.2007 tarihli Radikal gazetesinde yer almıştır.)


İran’ın yürüttüğü nükleer programa karşı ABD, İngiltere ve Fransa’nın siyasal temsilcilerinin (Cheney, Blair, Kouchner) tutumlarından söz eden Zizek, ABD ve müttefiklerinin artık inandırıcı olmadıkları konusunda haklıdır. Uzun süredir dünya kamuoyunun da farkında olduğu bir durum bu. Emperyalizmin siyasal retoriği artık gerçekleri gizleyememektedir. Zizek’in de söylediği gibi, Irak’ın işgali için “kitle imha silahları” bahanesi kullanılmıştı ve beraberinde demokrasi, özgürlük gibi kavramlarla işgalin meşrulaştırma girişimleri yapılmıştı, herkes hatırlamaktadır. Şimdi ise nükleer silah programından vazgeçmediği için İran’ın hedef olarak belirlendiği görülüyor. Zaten uzun süredir gündemde olan ve tartışılan bir konu. Ama bu arada hedefteki devletler arasında başka hangilerinin yer aldığını da ciddiyetle düşünmek gerek. Irak’tan önce de belki asıl hedef İran’dı. Ama bazı hedeflere aşama aşama yaklaşılır ve kimi zaman da ara hedefler asıl büyük hedefin de hazırlayıcısı ve tamamlayıcıdır. Adamlar ne zamandır “genişletilmiş Ortadoğu projesi”nden söz ediyorlar. Duymayanlar sağır mıdır bilemiyoruz. Söz konusu projenin kapsamında yer alan devletleri ve insanlarını da ne gibi sonuçların beklediğini ise kolayca tahmin etmek mümkündür. Projenin uygulama sahalarından önemli bir bölümü oluşturan ülkemiz ise, bu konuda kilit noktayı oluşturmaktadır. Söz konusu projenin bir parçası ve aktörü olmayı düşünenler ve heveslenenler ise, ortaya çıkabilecek korkunç sonuçları da öngörüyorlar mı? Eğer öyleyse vahşetin dalgalarına hazır olmalıyız. Uygarlık adına vahşetin programlanması ve projelendirilmesi ve tarihin sahnesine çıkarılması söz konusudur. Artık savaş yalnızca toprakların ele geçirilmesiyle sınırlı olmamakta, zihinsel, bilgisel kanallardan da geçerek, yaşamımızın her anında ve alanında mevziler açmakta, birlikte yaşama kültürünü açık ya da örtük biçimlerde yaralayarak, yeni düşmanlıkları da beslemektedir. Özellikle Anadolu topraklarında daha önce de denenmiş ama başarı olamamış böylesi tehlikeli oyunların ne oyuncusu, ne figüranı ne de izleyicisi olmamak elimizdedir. “Ne gelir elimizden insan olmaktan başka” diyen şairin (Edip Cansever) söylediği gibi.


Çağımızda savaşın anlamı ve kapsamının değiştiği konusunda da Zizek haklıdır. Yazısında ABD ve Avrupa’yı eleştirir görünen, ama sonunda Avrupa’nın kendini yenileyeceğine ilişkin umutlarından da söz eden Zizek’in tartışılması gereken kavramlar kullandığını görüyoruz. Bunlar arasında en dikkat çekici olanı “militarist hümanizm” kavramıdır. “Militarist hümanizm ideolojisinin dönüşü”nden söz eden Zizek’e göre: “Militarist hümanizmin sorunu, 'millitarist' değil, 'hümanizm' kısmında saklı. Bu doktrine göre askeri müdahale, insanları kurtarmak kılıfına sokuluyor, siyasetten arındırılmış, evrensel bir insan hakları mefhumuyla meşrulaştırılıyor; karşı çıkan herkes bir çatışmada düşman safında yer almakla kalmayıp, medeni ülkeler topluluğuna ihanet etmiş oluyor.”


ABD ve müttefiklerinin insani değerler adına konuştukları “biz”in kim olduğu sorusunun kilit bir soru olduğunu belirten Zizek, Türkiye meclisinin son tezkere kararının bu soruya bir yanıt getirdiğini iddia etmektedir.


Yazısının devamında ise Zizek, Türkiye’nin uğradığı terörist saldırılara karşı çıkardığı tezkere hakkında şöyle bir değerlendirme yapmaktadır: “Türkiye meclisi, ABD'nin baskısına direnerek, Kuzey Irak'taki Kürt isyancılara operasyon yapabilmesi için hükümete yetki verdi. Türkiye'nin terörle savaş adı altında sınır ötesi saldırı başlatma ihtimali her an artıyor ve sanki dışarıdan biri gelip 'biz' denen o kapalı çemberi kırmış, militer hümanitarizm tekelini elinde tutanların egemenliğini ihlal etmiş gibi bir durum çıkıyor. Meseleyi tatsız kılan şey, Türkiye'nin 'ötekiliği' değil, aynılık iddiası.”


Gerek “militarist hümanizm” kavramıyla gerekse türkiye’nin Batı ile aynılığı iddiasıyla ilgili olarak Zizek haklı değildir. Çünkü Zizek’in düşünceleri ve iddiaları gerçeklikle uyuşmamaktadır, kullandığı kavramlar yaşanan durumu açıklamaktan uzaktır. Türkiye’nin Batı ile aynılığından söz ederek, ülkemizi emperyalistlerle aynı kefeye koymaktadır. Teröristleri “isyancı” olarak adlandırmaktadır. Hiç şüphesiz aynı yaklaşım ve kavramlar başka Batılı düşünür, gazeteci ve siyasetçiler tarafından da kullanılmaktadır. Problemleri ve olguları eleştirel bir perpektiften değerlendirmesi gereken bir düşünürün bile, Türkiye’nin geçekliğinden değil aklındaki imgelerden yola çıktığı görülmektedir. Buna bağlı olarak Türkiye’nin aldığı operasyon kararını da “saldırı” olarak algılamaktadır. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana hangi ülkenin sınırlarına doğru yayılmacı, işgalci politikalar izlemiştir ki Türkiye, kendini savunma amacını taşıyan karar ve uygulamalar bile çarpık biçimde anlaşılmaktadır. Türkiye’nin hiçbir ülkenin toprağında bir karış bile gözü olmamışken, böyle itham edilmek düşündürücüdür. Ama ülkemizin topraklarına yönelik hesapların, çıkarların iyice belirginleştiği tarihsel bir dönemde atılacak adımlar da büyük önem taşımaktadır.


II. Kavramlar ve Tarihsel Gerçeklik

Gerçekliği kavramlarla dile getirir, yorumlar ve değerlendiririz. Gerçekliği değiştirmenin yolu da kavramlardan geçer. Kavramlarla çarpıtırız gerçekliği ya da doğru kavramlaştırmaya çalışırız. Kavramlar bize gerçekliği gösterdiği gibi, gizler de. Kavramlar kurucu, inşa edici olduğu gibi, yıkıcıdır da. Küreselleştirmeci güçlerin en büyük tahribatı da kavramlarıyla başlamakta ve yayılmaktadır. İnsanlığa ve uygarlığa yönelik tehditler ve yıkımlar, kavramlarla başlayıp, giderek yaşamımızda somut karşılıklarını bulmaktadırlar. Bu nedenle bazı kavramların emperyal güçlerin elinde anlamını ve işlevini kaybettiğini de unutmamak gerekir.
Kendi çıkarlarını insani değerleri çiğneme pahasına gerçekleştirmeyi bir siyaset olarak belirleyen toplumlar/devletler/kuruluşlar, kendilerini uygarlıkla, insan hakları ile özdeş gibi görseler ve göstermeye uğraşsalar da, attıkları her adımda arkalarında vahşetin kanlı izlerini bırakmaktadırlar. Irak’a yönelik işgalin aynı zamanda tarihe, insanlığın kültürel belleğine ve değerlerine yönelik olduğu açıktır. Uygarlığın çiçeklendiği topraklara düşen bombalar ve canlar, bizi bu vahşeti açıklayacak, aydınlatacak ve ortadan kaldıracak kavramlarla düşünmeye, konuşmaya ve eylemeye çağırmaktadır.


Sorun büyüktür, ciddidir. Yalnızca bir terör örgütü ve değişen koşullara göre ülkemize karşı kullanılması sorunu da değildir.


Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana kadarki süreç içinde feodal yapının kırılamayışı, bugünkü sorunlarımızın önemli nedenlerinden birini oluşturmaktadır. Ancak yirminci yüzyılın başında emperyalizm ulaşamadığı amaçlarına yönelme konusunda koşulları uygun görmekte ve geleceğimize yönelik büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Bu nedenle güncelliğin anlaşılıp yorumlanmasında ve nereye gittiğimizi ya da götürülmek istendiğimizi anlama konusunda, tarihsel düşünmek durumundayız. Tarihin gidişatı tek yönlü değil, çok yönlüdür.
Cumhuriyetin 84. yıldönümünü kutladığımız bu günlerde, “bağımsızlık ve özgürlük” karakterimizin temel unsurları olmaya devam ediyorsa ve edecekse, ki etmelidir, 100. yıldönümünü de yaşarız, görürüz ve ötesini de…Ama bugüne kadar olduğu gibi, özelikle son elli yıldır, ABD ve AB çizgisinde rotamızı belirlersek, yalpalamakla kalmaz, tarihin sert kayalıklarına çarpıp batabiliriz de..Emperyalist fırtına sürmektedir.
*


Uygarlığın doğduğu ve geliştiği topraklar, Anadolu başta olmak üzere, insanlığın ve değerlerinin yeniden canlandığı topraklara dönüşmedikçe, fırtına dinmeyecek ve acılar bitmeyecektir. Bu nedenle yükselen duyarlıklarımızın tarihsel bir bilinç temeline dayanmasına büyük ihtiyaç vardır. Hem kendimiz, kendi insanımız için, hem de insanlık için…


* Benzer konuda kaleme alınmış olan diğer yazılarımı (Çember, Amerikan İmajı ve Gerçeği, Tarihin Açık Denizlerinde Karayı Görmek, Haritalar Sınırlar ve Tasarılar) http://felsefedefteri.blogspot.com adresinde okuyabilirsiniz. Dünya Kime Aittir adlı kitabımda da güncel ve tarihsel problemler hakkında yazılar yer almaktadır.