Monday, February 02, 2009

Marksist Bilimler Akademisi Dersleri

Nazım Hikmet Marksist Bilimler Akademisi,
yeni ders dönemi öncesinde “Açılış Dersleri” etkinliği düzenliyor.

Yeni eğitim dönemine 9 Şubat’ta başlayacak Akademi, kitlelerle buluşmak için konuk hocaların da yer alacağı bir “Açılış Dersleri” etkinliği düzenliyor.
Etkinlikte yer alacak ve ders verecek isimlerse şöyle:

Hacı Orman -Nazım Hikmet Marksist Bilimler Akademisinin Kuruluş İlkeleri
Korkut Boratav -Ekonomik Kriz ve Emperyalist Küreselleşme
Arif Damar -Marksizm ve Edebiyat
Afşar Timuçin -Marksizm ve Felsefe
Akın Birdal -Türk İslam Sentezi ve Resmi İdeoloji
Şebnem Korur Fincancı -İnsan Hak ve Özgürlükleri Açısından Adli Bilimler
Sevim Belli -Marksist Klasiklerin Türkçe’ye Çevrilme Süreci
Varlık Özmenek -Türkiye’de Medya Terörizm ve Eğitim


Yer: Mecidiyeköy Kültür Merkezi (Ali Sami Yen Stadı yanı Katlı Otopark üstü Kat: 6 Mecidiyeköy)

Akademi İletişim:
0212 244 67 25
mbakademi@gmail.com
Dümen Sokak no: 5/3 Gümüşsuyu (İstanbul Teknik Üniversitesi karşısı, Akbank arkası)

Zihnin Keşfedilmesi



ZİHNİN KEŞFEDİLMESİ
Mehmet Kuyurtar


Daha önce ‘Sokrates Öncesi Yunan Felsefesi’, ‘Sofistler’den Platon’a’ ve ‘Aristoteles’ altbaşlıklarıyla üç cildi yayımlanmış olan İlkçağ Felsefesi Tarihi’nin dördüncü cildi ‘Helenistik Dönem Felsefesi: Epikurosçular Stoacılar Septikler’ adını taşıyor. Bu ciltte, söz konusu felsefe okullarının doğa ve ahlak felsefeleri, varlık kuramları ile evren anlayışları anlatılıyor.
Felsefe tarihinin nasıl yazılması gerektiği sorunu bizzat felsefi bir sorundur; çünkü felsefenin tarihini yazma girişiminde bulunanın birinin felsefenin ne olduğu, nerede ve ne zaman başladığı, felsefi düşünce ile diğer insani-kültürel faaliyet alanlarının birbirleriyle ilişkisi, temel felsefi problemlerin tarihinin nasıl okunması gerektiği konusunda açık bir tutumunun olması gerekir ki tam da bunlar, daha baştan, tarih yazımında bir ideal olarak kabul edilen ‘nesnellik’ ilkesini ihlal etmeyi gerekli kılar. Bu bakımdan felsefe tarihinin bir ‘bilim’ olmadığını, felsefi bir disiplin olduğunu söyleyebiliriz. Ancak eğer ‘nesnellik’ten veya daha genel olarak, ‘bilimsellik’ten kast edilen şey konusunu bir düşünce disiplini ve asgari bir yöntemsel tutarlılık içerisinde ele almaksa, incelenen tarihsel dönemin temel entelektüel sorunları ve filozofları hakkında ‘doğru’ bilgiler vermekse, filozofların kendi problematiklerini ve akıl yürütme tarzlarını ‘bihakkın’ izleyerek okuyucuya sergilemekse, bu, felsefe tarihçisinin, özellikle de ‘akademik’ felsefe tarihçisinin ihmal etmemesi gereken bir şey olsa gerektir. Nitekim 19 Yüzyılda felsefi bir disiplin olarak ortaya çıktığından bu yana felsefe tarihçiliği, bu tarz bir nesnelliği veya bilimselliği büyük ölçüde benimsemiş gibi görünüyor. Öyle anlaşılıyor ki, çeşitli dillerde yazılmış felsefe tarihleri arasından bazılarını diğerlerine göre daha tercih edilir kılan, onları ‘klasik’leştiren ve standart bir başvuru kaynağı haline getiren şey yazarının, kendine özgü felsefi bir tutumdan hareketle bu tarz bir bilimselliğe sadık kalarak eserini kaleme almış olmasıdır.

Ahmet Arslan’ın İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’ndan yayımlanmakta olan İlkçağ Felsefe Tarihi dizisi bu kriterlerle yazılmış olarak okuyucusunun karşına çıkmış görünüyor: Arslan, eserlerini sırf ‘tarihi bir meraka’ dayanmayan, içeriği felsefi olan felsefe tarihçiliğinin kaçınılmaz olarak yüz yüze geleceği sorular karşısında hem felsefi bir tutum alarak hem bilimselliğe uygun olarak kaleme almış. Bunun yanı sıra Arslan, bu dizinin birinci cildinin Önsöz’ünde ifade ettiği gibi bütün bir İlkçağ Felsefesi Tarihi’ni belli bir problem etrafında ele alıyor: “Bu kitabın yazarının asıl uzmanlık alanı Ortaçağ İslam felsefesidir. Ancak onun Ortaçağ’da İslam dünyasında ortaya çıkan ve gelişen felsefi nitelikli düşünce hareketlerini ve onların temsilcilerini incelerken tespit etmiş olduğu en önemli gerçek, bu felsefi hareketlerin ve temsilcilerinin görüşlerinin, sistemlerinin daha önceki antik Yunan felsefesi ve filozoflarının doğru ve yeterli bir bilgisi olmaksızın anlaşılamayacağı ve anlatılamayacağıdır. Bu özel olarak Kindi, Farabi, İbni Sina, İbni Rüşt gibi İslam dünyasında Yunan tarzında felsefe yapan filozoflar veya İslam’daki teknik adıyla Felasife için doğru olduğu gibi daha genel olarak yine bu dönemde ortaya çıkmış olan iki büyük felsefi-entelektüel hareket, yani Kelam ve Tasavvuf hareketi için de doğrudur.”
Bu özelliği, yani bir problemi, Ortaçağ İslam dünyasında ortaya çıkan felsefi düşünce geleneklerinin kaynağı problemini ‘anlamak ve açıklamak’ kaygısıyla felsefe tarihine yönelmiş olmak, felsefe tarihini bu kaygıdan hareketle yazmış olmak, Ahmet Arslan’ın çalışmasını özgün kılmaktadır. Ortaçağ İslam dünyasında ortaya çıkan felsefi düşünce geleneklerine aşina olan okuyucuların kolayca fark edebileceği gibi, İlkçağ Felsefesi Tarihi dizisinin bu güne kadar yayınlanmış bütün ciltlerinde Arslan’ın bu kaygısı kendisini her vesileyle açık bir biçimde göstermektedir. O bir yandan ele aldığı tarihi dönemi ve o dönemin filozoflarını özgül problematikleri içinde ele alırken öte yandan da onların İslam dünyasındaki etkilerine -bu etkileri daha geniş bir biçimde çalışmasının ilgili ciltlerinde ele alacağını vaat ederek- okuyucunun dikkatini çekmektedir

Küçük Sokratesçi okullar
Daha önce sırasıyla Sokrates Öncesi Yunan Felsefesi, Sofistler’den Platon’a ve Aristoteles alt başlıklarıyla üç cildi yayımlanmış olan İlkçağ Felsefesi Tarihi’nin bu günlerde dördüncü cildi yayımlandı. Helenistik Dönem Felsefesi: Epikurosçular Stoacılar Septikler. Dizinin birinci cildinde, antik Yunan felsefesinin temel ilgisi ve problemi varlık ve oluş olan birinci dönemi, doğa felsefesi dönemi incelenmektedir. Bu ciltte Arslan ele aldığı filozofların arkhe, varlık, hareket ve değişme konusundaki görüşlerini, büyük ölçüde, bu dönemin filozoflarından günümüze kalan metin parçalarına dayanarak değerlendirmektedir. İkinci cildin konusunu Sofistler, Sokrates ve Platon oluşturmaktadır. Bilindiği gibi Sofistler ve Sokrates’le birlikte felsefi söylemin temel ilgisi varlık ve oluş sorunundan ahlaksal ve siyasal bir varlık olarak insan hayatının problemlerine yönelmiştir. Sofistler ve Sokrates arasında gerçekleşen ahlaksal ve siyasal tartışmalar, Arslan tarafından epistemolojik arka planlarıyla birlikte geniş bir biçimde ele alınmaktadır. Ayrıca bu cilt küçük Sokratesçi okullar hakkında da bilgi vermektedir. Bu cildin en önemli kısmı daha sonraki bütün felsefe tarihi boyunca filozofların şu ya da bu şekilde üzerinde duracağı sorunları sistematik olarak ortaya atan ve ilk sistem filozofu olarak kabul edilen, bütün bir felsefe tarihini etkileyen iki Yunan filozofunun ilki Platon’a ayrılmıştır. Arslan, Platon’un İdealar kuramını, epistemolojisini, doğa öğretisini, psikolojisini, teolojisini ve siyaset felsefesini Platon’un eserlerinin içeriğini izleyerek kaleme almış. Arslan’ın izlediği bu yöntem aynı zamanda Platon’un eserlerinin tematiği hakkında da okuyucuya klavuzluk ediyor. Üçüncü cilt ise sadece, bütün felsefe tarihini etkileyen ikinci Yunan filozofuna, Aristoteles’e ayrılmıştır. E. Gilson’un Platon için söylediği “kendisi bir din olmaksızın dine en yakın olan felsefe”nin kurucusu sözünden ilham alarak Aristoteles’i “kendisi bir bilim olmaksızın bilime en yakın olan felsefenin kurucusu” olarak tanımlayan Arslan yine filozofun kendi eserlerinin izleğini takip ederek bu, “bilime en yakın olan felsefe”yi bütün ayrıntılarında ortaya koyuyor.

Dizinin dördüncü cildi Türkçe okuyan felsefe okuruna bu dönemi ilk defa olarak bu hacimde bir kitapla okuma imkânı sunuyor. Daha önceki üç cildin konusunu oluşturan tarihi dönemler ve filozoflarla ilgili olarak Türkçede belli bir literatürün oluştuğunu söyleyebiliriz. En azından Platon ve Aristoteles’in hemen hemen bütün eserlerinin Türkçe çevirisinin mevcut olduğunu biliyoruz. Ancak ister çeviri ister Türkçe olarak kaleme alınmış olsun mevcut İlkçağ felsefe tarihlerinde görülen o ki Helenistik dönem felsefesine, yani yaklaşık üç yüz yıllık tarihsel döneme pek de uzun sayılmayacak bölümler ayrılmış. Çalışmasının bu cildini niçin bu hacimde tuttuğunu Önsöz’de açıklarken Arslan, başka bazı gerekçelerin yanı sıra bu durumu da göz önünde bulundurduğunu ifade etmektedir: “Dilimizde -hatta bir ölçüde Batı dillerinde- mevcut genel felsefe tarihlerinde bu dönemin birincil kaynaklara dayanılarak layık olduğu ölçüde ele alınıp işlenmediğini, birkaç on sayfayla, deyim yerindeyse geçiştirildiğini tespit ettik.” Bu tespitinin gereği olarak Arslan, birincil kaynaklara dayanarak bu dönemin üç ana akımını, Epikuros ve Epikurosçuları, Stoacıları ve Septikleri oldukça ayrıntılı bir biçimde ele almaktadır.

Esas olarak ahlak ve bireysel kurtuluş problematiği etrafında biçimlenen Helenistik dönem felsefesinin farklı geleneklerinin her birinin, bu problematiğe yönelirken geliştirdikleri psikolojilerin, epistemolojilerin ve mantık öğretilerinin ayrıntılı bir incelemesini sergileyen Arslan hem bu dönemin kendisi bakımından içerdiği felsefi zenginliği hem de modern felsefe tarihinde tartışma konusu olan birçok epistemolojik sorun üzerindeki etkilerini okuyucuya fark ettirmektedir.

HELENİSTİK DÖNEM FELSEFESİ, Epikurosçular Stoacılar Septikler, Ahmet Arslan
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2008, 564 sayfa, 38 TL.
Kaynak: Radikal Kitap 23/01/2009