Thursday, December 22, 2011

Stoa Felsefesi üzerine bir program

Ekranların felsefe programı Düşünce Kervanı'ı bugün "Stoa Düşüncesi ve Tarsuslu Filozoflar" başlığıyla açılıyor.

Programa felsefeci Prof.Dr. Afşar Timuçin ile

Aratos dergisi Yayın Yönetmeni Uğur Pişmanlık katılıyor.

Düşünce Kervanı Bugün (Perşembe)
22 Aralık 2011,
Saat: 17 - 18.30 Arası CANLI, Barış tv'de.

http://www.barıstv.com.tr/

Friday, December 09, 2011

Server Tanilli'nin Ardından...



PROF. DR. SERVER TANİLLİ


Akşamüstü kafeteryada dersimin sınav saatini beklerken telefonum çaldı; büyük yeğenim hem başsağlığı dilemek hem de üzüntüsünü paylaşmak için arıyordu. Duymamıştım, sabahtan beri okuldaydım.. Öylece kalakaldım.. Çok üzülmüştüm. Şaşkınlık da vardı, beklemiyordum.

Sınav süresince sınıflar arasında dolaşırken öğrenciler üzerinde olumsuz etki oluşturmaması için üzgün olduğumu belli etmedim. Sınav sonrası bindiğim tenha otobüste camdan dışarı akşamın karanlığında parıldayan ışıklara bakarak yol alırken, saatlerdir göz pınarlarımda dondurduğum gözyaşlarım sessizce yanaklarımdan süzüldü. Eş zamanlı olarak zihnime şu sözcükler döküldü:
Çok sevdiğim bir büyüğüm, çok saygı duyduğum bir bilim insanı, çok değer verdiğim bir dost, çok önemsediğim bir “insan”ı yitirdim…
Işıklar içinde olsun…
Herhalde öyledir…

Akşamın geceye devrildiği saatlerde eve girdikten sonra, kitaplarına baktım raflarda.. O’na yazdığım mektubu (birkaç tane vardı ama belki bir tanesini saklamıştım), O’nun, kitabım için yazdığı yazıyı, ve fotoğraflarımızı aradım, buldum.

1999 yılında İstanbul Kitap Fuarı’nın onur konuğu olarak geldiğinde, öncesinden çok sevdiğim ayçiçekleriyle bezenmiş bir kahve bardağı alarak gitmiştim imza gününe. Ne kalabalıktı… Sıranın gelmesi, ulaşmak mümkün değildi. Elimde armağanım olduğu kutuyla kalabalıkta ilerlenemeyeceğini gören daha ön sıralardan biri “siz öne geçin, armağanınızı verin” demişti ama onca bekleyen kişinin arasında öncelik almayı uygun bulmamıştım. Sonrasında koruma görevlisine uzanabildi ellerim, görevli ben yanındayken paketi açtı. Konuşamamış, görüşememiş olsam da en azından ayçiçeklerimi, benim daha uyduğunu düşündüğüm adıyla güneş çiçeklerimi, günebakanlarımı eriştirebilmiştim..

Bir sonraki yıl; sevenleri, okurları biraz hasret giderebildiklerinden olsa gerek kitaplarını imzalamak üzere bulunduğu yayınevi standında birkaç okurun ardından konuşma olanağımız oldu. Bir önceki yıl getirdiğim ayçiçekli bardağın eline geçip geçmediğini sordum, geçmemişti. Ben bu soruyu sorarken sözlerimi duyan aynı standda daha arkada duran Semih Gümüş’ün sevecen gülüşlü bakışı gözümün önünde şimdi. Sorum üzerine, o gündü hatırladığım, Strasbourg’taki adresini verdiği.

Arada geçen yıllarda yazı, mektup göndermişimdir ama birebir hatırlamıyorum. Yayımlanan ilk kitabımı büyük bir olasılıkla göndermişimdir 2001’de, ama dediğim gibi birebir hatırlamıyorum. Sonrasında 2004 yılında yayımlanan kitabımı gönderişimden kısa denilebilecek bir süre sonrası; sabah kahvaltısında gazetemi okurken olağan biçimde sayfayı çevirip O’nun yazısını okumaya başlayışımdan birkaç saniye sonrası yaşadığım sürpriz… Öyle yazmışım daha sonra mektubumda; “Yazınız ve telefon konuşmamız için çok teşekkür ederim. 14 Mayıs Cuma günü sabah gazetede köşe yazınızı okumaya başladığımda az ötede kitabımın adı gözüme çarptıktan sonra, soğukkanlılığımı koruyarak yazıyı sonuna kadar nasıl okudum bilmiyorum... Beni ne kadar mutlandırdığını ve onurlandırdığını tahmin edersiniz.”… Evet telefon da etmişti yazısından sonra… Mutluluğum katlanmış, kanatlanmıştı…

2005 yılında İzmir’e Kitap Fuarı’na geldiğinde annemin evine yemeğe davet ettim. Nezaketle kabul etti. Ne güzel bir akşamdı… Annem ve gelecek nesillerle birlikte neşeli ve dolu dolu konuşmalarla geçen bir akşam yaşadık. O’nun değerini bilen, O’na karşı saygılı ve özenli gelecek nesillerle… Daha sonra her karşılaşmamızda ya da telefon konuşmamızda önce annemin hatrını sorar, selamını hiç unutmazdı. Seyrek de olsa, hatır sormak, ya da örneğin yeniyılını kutlamak için telefon ederdim.

2006 yılında ODTÜ’de gerçekleşen Uygulamalı Etik Kongresi için birkaç günlüğüne Ankara’daydım. Ankara’da bir kitabevinde imza günü olduğunu okudum. Ne yazık ki şehirde olmayacaktım gün içinde. Sabahleyin ODTÜ’ye gitmeden önce, birkaç cümlelik selamlama notumla, hatırladığım kadarıyla, bildirimin bir kopyasını bıraktım kitabevine, iletmeleri ricasıyla.

Yılın bir bölümü Türkiye’de kaldıktan sonra Fransa’ya dönüyordu. Gönderilerimi Strasbourg adresine yolluyordum. Birebir bilmiyorum ne zamandır, ama sanırım giderek daha çok burada kalmaya başladı. Kitap fuarları, konferanslar,… inanılmaz, büyük bir güçle bir şehirden diğer şehire dolaşıyordu. Bir karşılaşmamızda İstanbul adresini de yazmıştı.

Kitaplar kuşkusuz çok değerli eserlerdir, ancak Prof. Server Tanilli’nin kitaplarını ayrı bir yere koymak, farklı bir önemle değerlendirmek gerekir kanısındayım. Bir bütün olarak bakıldığında düşüncesiyle, uygulamasıyla tarihten bugüne ve geleceğe uzanan; bu denli ayrıntılı, belirli bilgiler; geniş kapsamlı irdelemeler, düşünceler içeren kitaplar dizisi kolay kolay yazılamaz, oluşturulamaz kanısındayım.

Ardından yazılan yazılarda –çok sayıda yazı var okuduğum, hepsinde- bir kitabından hiç bahsedilmemiş, çok önemsediğim bir kitabı, “İnsanlığı Nasıl Bir Gelecek Bekliyor?”. Sadece önsözü bile çok şey anlatan bir kitap.

En son 2009 yılında görüştük. İzmir’de Kitap Fuarı’nda, pek kimse yoktu o ara, bir süre oturdum. Beni görünce “Geleceğinizi tahmin ediyordum” demişti. Aramızda saygı ve sevgiye dayanan, düşük frekanslı, yüksek yoğunluklu bir iletişim vardı.
Hastalığına ilişkin haberlerin ardından bir süre sonra yazıları yayımlanmaz oldu. Ancak, bu kadar ağır hasta olduğunu bilmiyordum. Bilsem ne yapar eder gider, görürdüm. Rahatsız eder miyim çekincesi de var kuşkusuz.. İstanbul’daki adresine bir kart gönderdim geçen yıl, eline geçti mi bilmiyorum. Hep iyileşecek, Nisan’da Kitap Fuarı’na İzmir’e gelecek diye düşünüyordum.

Aydınlanmanın meşalesi değil, aydınlanmanın kendisiydi. İnsan onurunun en güzel simgesiydi. Vücutları parçalamakla, düşüncelerin, ışığın yok edilemeyeceğinin en güçlü kanıtıydı. İnsan azminin neler başarabileceğini gösteren muhteşem bir rehberdi. Özü, sözü, eylemi bir, gerçek bir aydındı.

Çok sevdiğim bir büyüğüm, çok saygı duyduğum bir bilim insanı, çok önemsediğim bir “insan”, çok değer verdiğim bir hocam, ama bütün bunların yanında ve ötesinde; beni çok mutlandıracak biçimde hitap ettiği gibi çok özel bir dostumdu… Öyle yazmıştı 2008’de imzaladığı kitabına;


“Dostum Gözde Dedeoğlu’na,
Laiklik çökerse, demokrasi de çöker…
İzmir, 21.4.2008
Server Tanilli”

Gece ne denli karanlık olursa olsun, insanlığın şafağı sökecekse, ki benim inancım da o yöndedir; tarih ırmağında kalıcı izler bırakan insanüstü gayretlerinizin ayrı bir yeri olacak Server Hoca’m…


Gözde Dedeoğlu
4 Aralık 2011,
İzmir