Tuesday, July 14, 2009

Avrupa Düşüncesinin Yıkımı


Tarihe ve düşünce tarihine tanıklık eden bir başka yazı:

AVRUPA DÜŞÜNCESİNİN YIKIMI
Ahmet Cemal


Bir zamanlar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde de dersler vermiş olan tanınmış filoloji uzmanı Prof. Dr. Erich Auerbach (1892-1957) “Dünya Edebiyatının Filolojisi” başlıklı denemesinde geleneksel filolojinin çöküş belirtilerini, üretken bir Avrupa düşüncesinin de yıkıma sürüklenmesi diye nitelendirir. Batı edebiyatında gerçekliğin betimlenmesini ve bu edebiyatın üslup kökenlerini konu alan “Mimesis” adlı eseriyle dünya çapında ün kazanmış olan Auerbach, işin kolayına kaçmaktan yana bir tekdüzeleştirme çabası sonucu ortaya yapay bir ortak edebiyatın çıkarılmaya çalışılmasını, Avrupa düşüncesinin kendi yaşam kaynaklarından uzaklaşması sayar. Prof. Auerbach’a göre bu kaynakları oluşturan öğe, tek tek ulusların kendilerine özgü farklılıklarıdır.Bu farklılıkların olabildiğince giderilmesi, yerlerine zorlama ortaklıkların geçirilmesi hedefine yönelik çabalar, yazara göre “hiçbir şeyle giderilemeyecek bir yoksullaşmadan” başka bir sonuç doğuramaz. Auerbach, bu bağlamda şöyle der: “Daha şimdiden, kaynağını tarih bilincinden yoksun bir eğitimde bulan böyle bir yoksullaşmanın tehdidi altındayız. Bugün ne olmuşsak, bunu tarihimizin akışı boyunca olduk. Bu nedenle varlığımızı ancak bu tarihsel akış içerisinde kalmayı sürdürebildiğimiz takdirde geliştirebiliriz; bu durumu belleklere unutulması olanaksız biçimde yerleştirmek, zamanımızın dünya filologlarının görevidir…”


Auerbach’ın burada sözünü ettiği kültürel farklılıklar, sonuçta toplumları bağnaz tutumlara sürükleyebilecek tek boyutlu düşünceler değildir; vurgulanan gerçek, çeşitli renklerden oluşma bir tablonun tek bir tablo niteliğini koruyabilmesi için tek tek renkleri yadsımanın gerekli olmadığıdır. Belki de durum, tam tersinedir ve tablo, tablo olma niteliğini asıl renkleri yadsındığında yitirmeye başlayacaktır.



Stefan Zweig, benzer düşünceleri “Tarihel Gelişimi İçinde Avrupa Düşüncesi” başlıklı ünlü denemesinde savunurken şöyle der: “Uluslara gelince, onlar da yalnızca kolektif bireyler değil midirler? Bu nedenle uluslar da bu ikili eğilimin, yani bir yandan bireyselliklerini, kültürel kimliklerini ulusal düzeyde vurgulamak, öte yandan da aşılanmak ve kendi zenginliklerini başka uluslara aşılamak amacıyla sürekli olarak uluslarüstü toplulukları aramak eğilimin egemenliği altındadırlar…” Zweig’ın burada sözünü ettiği uluslarüstü topluluk, ortak Avrupa düşüncesinin ürünü olarak ortaya çıkacak topluluktur. Bu topluluk bir yandan bir ortak değerler bilincini geliştirirken bu değerlerin ancak yukarıdaki alıntıda sözü edilen “kolektif bireylik” korunabildiği sürece ayakta kalabileceğini bir an bile unutmayacaktır.



Günümüz Avrupa’sına gelince; ekonomik ağırlıklı bir ortaklığın tinsel düzeyde özlenen bir ortak Avrupa’yı da yaratmaya yeteceğine inanılması, Amerikan kaynaklı bir tüketim toplumu modelinin üniformasını giyen ulusların düşünce düzeyinde de birbirlerine yaklaşabileceklerinin, hatta kaynaşabileceklerinin sanılması, böyle bir üniformanın gerekliliğine gittikçe daha yoğun düzeyde inanç beslenmesi sonucu bu uniformayı giymek istemeyenlerin dışlanması ya da görmezlikten gelinmesi, sonuçta ortaya “Avrupalı” olmayı neredeyse “insan” olmaya yeğleyen birtakım yaratıkların ve bu yaratıklardan oluşma bir toplumun çıkmasına neden olmuştur. Bu yaratıklar için bir zamanlar belki de Avrupa henüz en kanlı sayfalarını yazarken Montaigne’ler, Erasmus’lar, Bacon’lar, Thomas Morus’lar tarafından temelleri onca güçlükle atılmış insanlık idealleri, görkemli konferans salonlarının süsüdür: Aynı salonlarda gerçekte yaşanan ise şimdi Bosna-Hersek topraklarının kanlı gübresini oluşturan bir düşünce masturbasyonundan başka bir şey değildir. Sözü edilen yaratıkların belki de tek acınası yanları ise Gorajde mezarlarının gerçekte tarih boyunca Avrupa’yı insanlara yaraşır bir Avrupa olarak var etmeye çalışmış bütün ideallerin ve değerlerin mezarları olduğunu göremeyişleridir…



Körfez harekatı sırasında petrol kaynaklarından yoksun kalmamak kaygusuyla Irak’a yağan bombalara alkış tutan Avrupa, şimdi kendi göbeğinde kan gölüne dönmüş bir ülkenin trajedisine, o ülkenin kendisine sağlayabileceği hiçbir parasal yarar bulunmadığı için seyirci kalabilmektedir. Avrupa tablosu bütün renklerini giderek yitirirken Zweig’ın sözünü ettiği kolektif kimlik, yerini hızla kanlı bir suç ortaklığına bırakırken insanların değil, fakat bir zamanlarki insan soyunun yozlaşmış kalıntılarının çoğunlukta olduğu bir Avrupa Birliği, artık yalnızca dünya petrolü tehlikeye girdiğinde anında harekete geçecek kadar onurunu yitirmiş bir örgütün, Birleşmiş Milletler’in şemsiyesi altında ölüm dansını yapmaktadır.


Gorajde, artık hiçbir Schinler’in hafifletemeyeceği bir büyük utancın adıdır ve bundan böyle ortak bir Avrupa’ya en yakışacak bayrak, minik gülümsemeleri bitmeden dudaklarında donmuş, ölü Gorajde çocuklarının kırmızı bir beze çıkarılmış grup fotoğraflarıdır…


Kaynak: 21.04.1994, Cumhuriyet, Odak Noktası köşesi.



Tarihe tanıklık eden bir yazı, yıllar öncesinden...

BATININ YENİ ÇÖKÜŞÜ
Ahmet Cemal


Saraybosna’da görevli bir sanat uzmanının deyişiyle, kültürel varlıklarının yüzde doksanını yaşadığı savaşta yitiren Bosna-Hersek’te olup bitenler, Batı’nın insani değerler sisteminin bütünüyle çöküşünün kesin göstergesidir. Bu sistemin çatısı altında yer alanlar, Batı’nın özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana, her fırsattan yararlanarak ve her ortamda en hararetli savunuculuğunu yaptığı, kendine temel aldığını söylediği değerlerdir. Örneğin 1945 yılında, müttefiklerin Almanya’da ilerlemeleriyle birlikte gün ışığına çıkan toplama kampları, daha doğrusu ölüm kampları faciasına ilişkin belgesel filmler, daha onyıllar boyunca ve Batı tarafından, bir ibret dersi niteliğiyle gösterilmiş, Nürnberg’teki yargılamalar sırasında bunların hesabı sorulmuştur.

İkinci büyük savaşın bitiminden neredeyse yarım yüzyıl sonra, gerek ölüm kamplarının, gerekse toplu öldürmelerin Avrupa’nın ortalık yerinde yinelenmesi karşısında aynı Batı’nın tepkileri ise, az sayıda ilaç ve yiyecek kolileriyle, Bosna-Hersek’e gönderilen, fakat kuşatma altındaki kentlerin ahalisini açlıktan kurtaracak gücü sergileyemeyen Birleşmiş Milletler güçleriyle, yine Bosna-Hersek göklerindeki göstermelik devriye uçuşlarıyla sınırlı kalmıştır. İç savaşın başlangıcından bu yana -elbette savaşın çok uzağındaki sıcacık, lüks mekanlarda olmak üzere- düzenlenen sayısız toplantı, Avrupa çapında bir eylemi karar altına almaya yetmemiştir. Bu eylemsizliğin nedeni ise, hiçbir tartışmayı gerekli kılmayacak kadar açıktır: Batı’nın Bosna-Hersek’teki savaşı durdurmakta –kendince!- hiçbir parasal yararı yoktur. İnsani değerleri ise aynı Batı, gündeminden çoktan çıkarmıştır. Bugünün Batı’sı ya da Avrupa’sı için tek insani değer, kendi insanlarının asla çiğnenmemesi, karşı çıkılmaması gereken değerleridir. Bunun dışındakiler ise, ancak parasal yapı taşımları koşuluyla değer sıfatını taşıyabilecek değerlerdir.

Bu nedenledir ki Batı, Irak’ın Kuveyt’i ilhakı karşısında rekor sayılabilecek kısalıkta bir süre içerisinde eyleme geçebilmiştir: Ortadoğu’daki petrol kaynaklarının üzerinde birikebilecek kara bulutların en ufağı bile, Batı’nın çoktandır alıştığı rahat yaşamı ciddi biçimde tehlikeye sokabileceği için. Bosna-Hersek’te ise Batı’nın bu türden bir tehlikeyle karşılaşması söz konusu değildir. Bu durumda günümüzün Batılısı, televizyon ekranlarından Bosna-Hersek’te olup bitenlere ilişkin en korkunç sahneler yansıtıldığında bile, kendi devletinin oralara gönderdiği birkaç ilaç ve yiyecek kolisiyle vicdanının sesini susturmuş olarak bunları izleyebilmekte, dahası, bu çerçeveyi aşabilecek bir eylemi de kendi rahatı açısından tedirgin edici bulmaktadır. Batı, Erasmus’dan ve Montaigne’den Stefan Zweig’a, Romain Roland’a ve Albert Camus’ye uzanan bir hümanizma çizgisine karşı çoktan ihanetlerin en büyüğü içindedir. Burada sözünü ettiğimiz Batı, kendi topraklarında insanlar yakılırken başka toplumlara insan hakları dersleri verebilen, kendi sınırlarında vize kurumu aracılığıyla, dolayısıyla devlet eliyle ırkçılık güdülürken, hala ırkçılığa karşı çıktığını söyleyebilen, kendi başkentlerindeki elçiliklere düzenlenen saldırıların değil, o elçilikleri savunma eylemlerinin hesabını sorabilen, insan olmanın en temel nitelikteki ahlaki değerlerini bile çoktan yitirmiş bir bütündür.

Bundan böyle Türki’ye düşen ise, böyle bir Batı karşısında, Batı’nın hangi değerlerine yakınlık göstereceğini çok, ama çok iyi düşünmektir. Bu arada eğer gerçekten değer niteliğini taşıyan kimi değerlerin benimsenmesi aynı zamanda Batı’nın o değerlere ihanet etmesi eylemini paylaşmak anlamını taşıyacaksa, Türkiye’ye düşen, buradaki ayrımı çok iyi gözetmektir. Batılılaşma, ülkemiz bakımından asla Batı’nın değerler sistemine yönelik ihanetleri de benimsemekle eşanlamlı olamaz, olmamalıdır. Bilindiği gibi, çok dikkatle kullanılması gereken, bu dikkat gösterilmediği takdirde bağnaz bir Batı düşmanlığı anlamını kazanabilecek bir kavram vardır: Kültür emperyalizmi. Kanımca bu kavramı bir de ele aldığımız bağlamda irdelemek, aydınlatıcı olabilir. Yanlış olan, bir önyargının etkisiyle, Batı ile kültürel ilişkiler kurulmasına toptan karşı çıkmaktır. Gelgelelim bir devlet, vatandaşlarına – o da belki!- topraklarına girme izni vermek için konsolosluk kapılarında en onur kırıcı davranışları layık gören ülkelerin bu tutumlarını, o ülkede resmi kültürel ilişkiler kurma ya da var olan ilişkileri gözden geçirme bağlamında önemsemiyorsa, kendini gerçekten bir tür emperyalizme de açmış demektir. Çünkü vizeli kültür’ün gerçek adı, resmi ırkçılık’tan başka bir şey değildir.

Bir yandan Bosna-Hersek’te yaşananlar ve bunlar karşısında Avrupa’nın o kan çanağına dönmüş umursamazlığı, öte yandan kendi ülkemizdeki konsoloslukların önünde, ellerinde tapularıyla ve o konsolosluğun ülkesi bakımından zararsız olduklarını göstermeye yarayan başkaca belgeleriyle bekleyenlerin durumları her gün gözümüzün önündeyken Batı üzerinde daha titiz düşünmek, Batı’nın gerçek değerlerinden uzaklaşmak değil, fakat ancak o değerleri Batı’ya rağmen savunmak anlamını taşıyabilir…


Kaynak: 11.11.1993, Cumhuriyet

Thursday, July 09, 2009

BEŞİNCİ BALKAN ÜLKELERİ FELSEFE SEMİNERİ


Beşinci Balkan Ülkeleri Felsefe Semineri 13-15 Temmuz 2009 tarihlerinde, T.C. Maltepe Üniversitesi İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi ile üniversitemizin Felsefe Bölümü ve Türkiye Felsefe Kurumu’nun işbirliğiyle, İstanbul Marma Kongre Merkezi’nde (Maltepe Üniversitesi, Marmara Eğitim Köyü, Maltepe – İstanbul) yapılacaktır. Seminerin genel konusu “Güneydoğu Avrupa’da Kimlikler Sorunu ve İnsan Hakları” dır.


Balkan ülkelerinden seminere katılacak olan konuşmacılar arasında Dimitar Denkov (Bulgaristan), Ivan Kaltchev (Bulgaristan), Gueorgui Radulov (Bulgaristan), Stanislava Pircheva (Bulgaristan), Petru Bejan (Romanya), Mircea Dumitru (Romanya), Dean Komel (Slovenya), Mislav Kukoc (Hırvatistan), Pavo Barisic (Hırvatistan), Stavroula Tsinorema (Yunanistan), Myrto Dragona-Monachou (Yunanistan), Demetra Sfendoni-Mentzou (Yunanistan), Bardhyl Cipi (Arnavutluk) bulunmaktadır.


Açılışında Uluslararası Felsefe Kuruluşları Federasyonu Başkanı William L. McBride’ın da bir konuşma yapacağı seminere, Türkiye’den Kemal Köymen, Gürcan Türkoğlu, Betül Çotuksöken, İoanna Kuçuradi, Peyami Çelikcan, İlber Ortaylı, Harun Tepe, Ahmet Ulvi Türkbağ, Zerrin Tandoğan, Sevgi İyi, Mustafa Günay, Haluk Erdem, Ali Taşkın, Hatice Nur Erkızan, Şükran Soner, Yücel Kayıran katılacaklardır.


Seminerin ilk dört oturumunda çalışma dili İngilizce, son oturumunda ise çalışma dili Türkçe olacaktır.


13-15 Temmuz 2009 tarihleri arasında sabah 08.30’da Kadıköy Haldun Taner Sahnesi önünden, 09.00’da Bostancı Deniz Otobüsü İskelesi önünden Marmara Eğitim Köyüne otobüs kalkacaktır.

Beşinci Balkan Ülkeleri felsefe semineri programı

BEŞİNCİ BALKAN ÜLKELERİ FELSEFE SEMİNERİ
FIFTH BALKAN COUNTRIES SEMINAR OF PHILOSOPHY
İstanbul Marma Kongre Merkezi/İstanbul Marma Congress Center
13-15 Temmuz/July 2009

Güneydoğu Avrupa’da Kimlikler Sorunu ve İnsan Hakları/ The Problem of Identities in South-Eastern Europe and Human Rights”


13 Temmuz/July 2009

10.00-12.00 Açılış/Inauguration

Başkan/Chair: Betül Çotuksöken, T.C. Maltepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı,
Türkiye Felsefe Kurumu Başkan Yardımcısı/Vice-Rector of Maltepe University,
Vice-President of the Philosophical Society of Turkey
· Kemal Köymen, T.C. Maltepe Üniversitesi Rektörü/Rector of Maltepe University
· William L. McBride, Uluslararası Felsefe Kuruluşları Federasyonu Başkanı/President of
the International Federation of Philosophical Societies
· Gürcan Türkoğlu, Büyükelçi, UNESCO Türkiye Daimi Temsilcisi/Ambassador,
Permanent Delegate of Turkey to UNESCO
· İoanna Kuçuradi, T.C. Maltepe Üniversitesi, İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama
Merkezi Müdürü, UNESCO Felsefe ve İnsan Hakları Kürsüsü Başkanı, Türkiye
Felsefe Kurumu Başkanı/Director of the Centre for Research and Application of
Human Rights of Maltepe University, UNESCO Chair in Philosophy and Human
Rights, President of the Philosophical Society of Turkey

12.00-14.00 Yemek Arası/Lunch Break

14.00-17.30 Birinci Oturum/First Session

Başkan/Chair: Peyami Çelikcan, T.C.Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı/
Dean of Maltepe University Faculty of Communication
· Dimitar Denkov: “The External Picture of the Nation and the Hidden Identity”/
“Ulusun Dış İmgesi ve Saklı Kimlik”
· Ivan Kaltchev: “Coexistence as a System in the Everyday Life of Christians and
Muslims in Bulgaria”/“Bulgaristan’da Hristiyanların ve Müslümanların Günlük
Yaşamında Bir Sistem Olarak Birlikte Varolma”

Ara/Break


· Gueorgui Radulov: “Historical Aspects of the Macedonian Minorities in the Balkans
Today”/“Günümüz Balkanlarında Makedonya Azınlıklarının Tarihsel Görünümleri”
· Stanislava Pircheva: “Identity Problems and Human Rights in the Bulgarian National
Radio”/“Bulgar Ulusal Radyosunda Kimlik Sorunları ve İnsan Hakları”


14 Temmuz/July 2009

10.00-12.30 İkinci Oturum/Second Session

Başkan/Chair:

· Petru Bejan: “On Tolerance and Hospitality in South-Eastern Europe”/“Güney-Doğu
Avrupa’da Hoşgörü ve Konukseverlik Üzerine”
· Dean Komel: “Interculturality as the Culture of Dialogue”/“Dialog Kültürü Olarak
Kültürlerarasılık”

Ara/Break

· Mislav Kukoc: “Croatian Identity and Multiculturality of the Mediterranean in the Age
of Globalization”/“Küreselleşme Çağında Akdenizin Çokkültürlülüğü ve Hırvat
Kimliği”
· Pavo Barisic: “Globalization, Human Rights and Democracy”/“Küreselleşme, İnsan
Hakları ve Demokrasi”

12.30-14.30 Yemek Arası/Lunch Break

14.30-17.30 Üçüncü Oturum/Third Session

Başkan/Chair:

· Betül Çotuksöken: “The Concept of Identity: An Anthropontological Approach”/
“Kimlik Kavramına Antropontolojik Bir Yaklaşım”
· İlber Ortaylı: “The Problem of Identity in the Balkans”/“Balkanlarda Kimlik”
· Harun Tepe: “Nationalism, Patriotism and Human Rights”/“Milliyetçilik, Yurtseverlik
ve İnsan Hakları”
Ara/Break

· Ahmet Ulvi Türkbağ: “The Theoretical and Social Conditions of Human Rights
Norms”/“İnsan Hakları Normlarının Kuramsal ve Toplumsal Koşulları”
· Zerrin Tandoğan: “People in Motion: Conceptual, Practical and Educational Aspects of
Cross-Cultural Human Encounters from an Anthropological Perspective”/
“İnsan Hareketliliği: Kavram, Pratik ve Eğitim Açısından Kültürlerarası İnsan
İlişkilerine Antropolojik Bir Bakış”


21.00 Muammer Ketencoğlu ve Balkan Yolculuğu-Balkanlardan Halk
Şarkıları ve Dans Havaları/Muammer Ketencoglu & Balkan Journey-Folk Songs
and Dance Tunes From The Balkans



15 Temmuz/July 2009

10.00-13.00 Dördüncü Oturum/Fourth Session

Başkan/Chair: Demetra Sfendoni-Mentzou, Selanik Aristoteles Üniversitesi Felsefe Bölümü
Başkanı/Head of the Department of Philosophy, Aristotle University of Thessaloniki
· Stavroula Tsinorema: “The Many Faces of Injustice. A Defence of the Universality of
Human Rights in the Space of Cultural Pluralism”/“Adaletsizliğin Birçok Yüzü.
Kültürel Çoğulculuk Alanında İnsan Haklarının Evrenselliğinin Savunusu”
· Myrto Dragona-Monachou: “Greekness, Hellenistic Cosmopolitanism and Human
Rights”/“Yunanlılık, Helenistik Kozmopolitlik ve İnsan Hakları”
· Bardhyl Cipi: “Human Rights and Related Problems in Albania”/“Arnavutluk’ta İnsan
Hakları ve Sorunları”

Ara/Break

· Mircea Dumitru: “Identity -Methaphysical and Political- and the Problem of Human
Rights”/ “Metafizik Kimlik, Siyasal Kimlik ve İnsan Hakları Sorunu”

· Hatice Nur Erkızan: “On Nussbaum’s Crituque of Culturalism, Relativism and
Traditionalism or A Neo-Aristotelian Challenge to Post-Modernism”/
“Nussbaum’un Kültürcülük, Relativizm ve Gelenekçilik Eleştirisi Üzerine veya
Post-Modernizme Yeni-Aristotelesci bir Meydan Okuma”

13.00-14.30 Yemek Arası/Lunch Break

14.30-17.30 Beşinci Oturum/Fifth Session

Başkan/Chair:

· Mustafa Günay-Haluk Erdem “Küreselleşme, Çokkültürlülük ve İnsan Hakları”/
“Globalization, Multiculturalism and Human Rights”
· Ali Taşkın: “Etnik-Kültürel Kimlik Hakkının Evrensel-Bireysel İnsan Haklarının Önüne
Geçirilmesi Tehlikesi”/“The Danger of Giving Priority to Ethnic-Cultural Identity
Rights over Universal-Individual Rights”

Ara/Break
· Şükran Soner: “Çokkültürlülükten Ayrımcılığa”/“From Multiculturality to
Discrimination”
· Yücel Kayıran: “İnsan Hakları ve Kimlikleri ‘Yıkım’ Kavramından Hareketle
Düşünmek”/“ToThink of Human Rights and Identities Starting from the
Concept of Distruction”
Kapanış/Closing Remarks