Monday, February 26, 2007

NERMİ UYGUR ÜZERİNE

Mustafa Günay

İki yıl önce yitirdiğimiz değerli denemeci-felsefeci Nermi Uygur (1925-21.02.2005) Felsefenin Çağrısıydı. Felsefi ve edebi yapıtlarıyla insanları düşünmeye, kendisi olmaya, yaratmaya ve yaşamaya çağırdı. Uygur, Türk felsefe dünyasında, yapıtları soru bakımından en zengin olanların başında gelmektedir. En çok soru işaretini belki de kullanan oydu. “Sorucu” adını vermişti kendisine ve filozoflara.

Uygur, oldukça üretken bir filozoftur. Felsefe penceresinden hemen her yöne bakmaya, uzanmaya çalışmış, ama bütün bu yönelişlerini ve girişimlerini de belli bir bütünlük içinde dile getirebilmiştir. Başlıca yapıtlarını şöyle sıralayabiliriz: Edmund Husserl’de Başkası’nın Ben’i Sorunu (1958), Dilin Gücü (1962), Felsefenin Çağrısı (1962), Dünyagörüşü (1963), İnsan Açısından Edebiyat (1969), Güneşle (1969), Türk Felsefesinin Boyutları (1974), Kuram-eylem Bağlamı: Çözümleyici Bir Felsefe Denemesi (1975), Dil Yönünden Fizik Felsefesi (1979), Yaşama Felsefesi (1981), Kültür Kuramı, Çağdaş Ortamda Teknik, İçi Dışıyla Batının Kültür Dünyası, Bunalımdan Yaşama Kültürü, Başka-Sevgisi, Tadı Damağımda, Denemeli Denemesiz, İçimin Sesi, Salkımlar...


Nermi Uygur, yaşama açılan bir düşün penceresiydi...Yaklaşık 25 yıl önce, lise döneminde karşılaştığım ve defalarca okuduğum kitaplardan biriydi: Yaşama Felsefesi. Uzun bir süre başucu kitaplarımdan biri olmuştu. Felsefenin yaşamla ve insanla buluştuğu bir kitap olarak beni çok etkilemişti. Beni etkileyen, çağıran neydi? Bu soruyu yanıtlamak kolay olmasa da, denemek gerek.


Uygur’un yapıtlarında düşünsel derinlik, çok boyutluluk, çok yönlülük, ayrıntıların ustaca işlenişi, insan yaşamının bireysel-toplumsal-kültürel ve doğal yönlerinin birlikteliği, deneme tarzının sıcaklığı, açıklığı, içtenliği, dilin tatlı aydınlığı... akla ilk gelen özelliklerdir. Düşünmenin tadını dilin tadıyla birleştiren bir felsefi söylem kurmuştur Uygur. Onun kendine sorduğu ve peşinden gittiği soruları biz de sormaya ve yanıtını aramaya başlarız. Bir bakıma Uygur, bir deneme olanağı sunar okuyuculara/soruculara. Bir sorucu olarak filozofun başlattığı bir diyalog sürüp gider. Felsefenin Çağrısı, felsefe yapmaya, felsefeyle yaşamaya ve dahası felsefeyi yaşamaya bir çağrıdır.
Kendine özgü bir kültür felsefesini işleyen, her yapıtında yeni ufuklar arayan Uygur’un felsefi söyleminde, yaşama bağlamında insanın çeşitli durumları, sorunları ve kültür ortamının yol açtığı problemler ve bunalımlar büyük bir yer tutar. Bunalımdan Yaşama Kültürü çıkarmanın da ustasıdır Nermi Uygur. Adı geçen kitabı, Türkçede bunalım üzerine yazılmış en iyi, en kapsamlı kitapların başında gelir.Bunalım dendiğinde, yalnızca ekonomik ve siyasal bir olayı düşünenlerin çoğunlukta olduğu bir ülkede, bunalımı felsefe açısından yorumlayıp değerlendirmenin yetkin bir örneğidir Uygur’un bu yapıtı.
Bunalımın en önemli nedenlerinden biri de, kişinin kendisi olamayışı değil midir? “Kendi olamıyor çok kişi.” Bu, Uygur’un “Ezbere Yaşayanlar” adlı yazısında yaptığı bir saptamadır. Kişinin kendisi olmasının bir yolu da, beslendiği kaynaklardan, okuduğu yazarlardan geçmez mi? Bu konuda Uygur’un önerisine kulak verelim: “Gerçekten, ama gerçekten kendimiz olmak istiyorsak, yazarlarımızı da kendimiz seçmeliyiz. Neyse ki önemli bir ipucu var: Beni bana götüren, kendisi ezberci olmayan, başkalarından başka olan yazarlar bunlar.”(Yaşama Felsefesi, s.159)



Bir denemeci filozof ve sorucu olarak Uygur da, beni bana götüren, düşünme ufkuma farklı renkler ve rüzgarlar getiren bir düşünür-yazar olmuştur. Filozof ve denemeci kimliği içiçe geçmiştir. Yaşama Felsefesi kitabına yazdığı önsözün son satırları şöyle: “Doğru değil ama şimdiye dek denenmiş biçimleriyle ola ki felsefenin işi bitiktir. –Denenmemişleriyle durum ne, peki?”


Denemenin aynı zamanda tehlike anlamına geldiğini, ancak yine de denemekten kendini alamadığını belirtir: “Denemeden ötede tasarlayamam kendimi. Deneme yoksa, ben de yokum. Neysem, denemeyle oyum. Yaşama bu benim için: sevinç bu. Özelliklerimle içiçe bir denemedir özyaşamım, başka ne ki, başka n’olabilir ki, -böyleyim. Böyle buldum kendimi, nice değişmelere karşın böyle gidiyorum.”(Dipten Gelen, 2003, s.116)


Deneme Uygur için, bir düşünme-felsefe yapma, dile getirme-yazma biçimi olduğu kadar, aynı zamanda bir yaşama biçimidir. Kimseye, “Ben buyum.Sen de öyle ol!” demeye kalkışmadı. Belki de şunu söylemek istedi: “Ben böyleyim gibi geliyor bana, -sen dilediğin gibi ol!”(2003, s.1167) Ama kendisiyle uğraşırken, “Başka-Sevgisi”nden yola çıktığı için, bir denemeler dizisi olan yaşamının ve yapıtlarının, başkalarına da esin verdiğini ve varolma güçlerine güç kattığını söylemek yerinde olur. Geride kalan yapıtları, denenmiş bir ömrün en güzel tanıkları ve anıtları değil midir?


Bir denemeci filozof olarak Uygur, daha nice kuşakların öğretmeni olmaya ve felsefeye çağırmaya devam edecektir diye düşünüyorum. Yeter ki sorularımız ve soru işaretlerimiz olsun, yolumuzu-yönümüzü gösteren...
--------------------------------------------------------------------------------
Sözler:
“Gelişip serpilmek için çırpınan bir insanı engellemek kadar
insanlıkdışı bir davranış yok.” (Nermi Uygur)

Dizeler: “Her ölüm erken ölümdür/Biliyorum tanrım./ Ama, ayrıca, aldığın şu hayat/Fena değildir.../Üstü kalsın... (Cemal Süreya)


Tuesday, February 20, 2007

Wednesday, February 14, 2007

Kırmızı Işık...


KIRMIZI IŞIK
Mehmet Özcan

Toplum bir seferberlik halidir. Seferberlik toplumun her an hareketliliğine ve sürekliliğine işaret eden bir durumdur. Toplumun mevcudiyeti seferberlik egzersizleriyle sürekli bir ayine dönüşür. Seferberlik savaşın insanlık durumunun olağan programı olduğunu ifşa edecektir. Hayatın ritimleri her an seferberlik düdükleriyle düzenlenir. Toplum seferberliğin sahasıdır. Toplumun seferberliği iktidarın yürüşüdür. Bu noktada toplum kolektif bir seferberlik halindedir. Nesnel zaman bu durumun ileri karakolu olarak iş görür. Vapur düdükleri bir nişanedir. Kornalar sirenlerdir.

Seferberlik kitlenin grameridir. Günümüzün politik tartışmalarını yönlendiren temalar ve buna kaynaklık eden krizler küresel seferberlik arzusunun bir ifadesidir.

Savaş estetiği olarak seferberlik küreselleşen üretim ve tüketimin aşkın gösterenedir.
Dünya ideal bir fabrika olmalıdır diyen üretim bilinci için seferberlik kitlelerin kutsal ayinidir. Kitle seferberliktir. Dünyanın bütünüyle hareketi iktidarın evrensel bir arzusu olarak ortaya çıkıyor. Kitlelerin hareketi dünyanın hareketiyle örtüştüğünde tam seferberlik sağlanacaktır.

Teknoloji seferberliğin lojistiği olarak işlevselleştiriliyor. Bir ok ile kıtalararası uzun menzilli bir silah arasındaki fark da seferberliğe dâhildir. Dünya imgesi, hızla seferberliğin aynasında bir film setine dönüşüyor.

Politikanın dili seferberliğin rahle-i tedrisatından çoktan geçmiştir. Ulus devlet seferber edilmiş toplumun politik varoluşudur. Milletin bu politik ayine katılımı tevhid-i tedrisatın amentüsünde vücud bulur.

Kitlelerin ayinsel varoluşunda trafik ışıkları evrensel bir hatırlatıcı olarak iş başındadır. Kırmızı manidardır. Boğa güreşlerinde kırmızının imgelemi trafik ışıklarında bir hakikate dönüşür.

mehmetozcan99@hotmail.com
"Bir İnsan Olarak Akademisyen" Konulu Konferans

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Sürekli Mesleki Gelişim Etkinlikleri çerçevesinde, ODTÜ Felsefe Bölüm Başkanı Prof.Dr. Ahmet İnam tarafından "Bir İnsan Olarak Akademisyen" konulu bir konferans verilecektir.


Başlangıç ve Bitiş Tarihi :
16.02.2007 - 16.02.2007
Başlangıç ve Bitiş Saati :
13:00:00 - 14:30:00
Yer / Adres :
Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Hipokrat Konferans Salonu