Wednesday, October 31, 2007






ÇEMBER …

Ya dışındasındır çemberin/
Ya da içinde yer alacaksın”
diyor Yeni Türkü eski bir şarkısında.
Candan Erçetin’in yorumu da ayrı bir güzellikte.
Ama bu yazıda şarkıdan, değil de şarkının çağrıştırdıklarından yola çıkarak, yakınımızdaki kan ve ateş çemberinden/çemberlerinden söz etmek istiyorum.

Son günlerde kan, ateş ve ölüm çemberi büyümeye devam ediyor: hem Doğu ve Güneydoğuda, hem de Filistin, Lübnan topraklarında…Irak’ta ise işgalin başlangıcından bu yana, kan-ateş ve ölüm çemberi tüm ülkeyi kuşatmış durumda. Her gün onlarca, yüzlerce insan ölüyor. Bunlar da haber ajanslarına ulaşanlar ve duyabildiklerimiz…Her gün bu tür haberler artık alışkanlık ve duyarsızlıkla karşılanır oldu. Niçin mi? Onlarca, yüzlerce insanın ölüm haberi artık gazetelerin kıyısında köşesinde veriliyor. Belki okuyanlar da artık bu tür haberleri pek umursamıyor. Ölüme, öldürmeye alışmış ve bunu bir yöntem haline getirmiş bir dünyada yaşıyoruz. Ahlakın ve hukukun ötesinde bir dünya…Sonuç işte ortada, yakınında, kıyısında yaşadığımız bir kan-ateş ve ölüm çemberi giderek genişliyor.

Dünyanın ve özellikle bu çemberin büyüdüğü ülkelerin sınırlarını yeniden çizmeyi amaçlayan ve kendi ekonomik-askeri çıkarları için her yolu ve yöntemi kullanmayı meşru ve gerekli görenler, kan-ateş ve ölüm çemberinin büyümesine katkıda bulunuyor. Kanla sulanan topraklarda barış çiçekleri açabilir mi, bombaların yankılandığı göklerde barış güvercinleri kanat çırpabilir mi?
Emperyalizm, 20. yüzyılda tamamlayamadığı paylaşımları ve gerçekleştiremediği senaryoları yeniden gündemde tutmaktadır. 21. yüzyılın da zorlu ve acılı bir dönem olacağı görünüyor. Ama elbette tarihin akışına yön veren de insanlar, toplumlar ve devletlerdir. Ne yazık ki bu akışın bulanık, kanlı ve sancılı olduğu bir dönemdeyiz. Ama insanlık içine düşürüldüğü bu çemberin kölesi olmama imkanına da sahiptir. Güncel gelişmeler hızlı, düşündürücü ve üzücü elbette. Ama yine de gerek ülkemizdeki gerekse çevresindeki çemberi değerlendirirken, tarih bilinciyle bakmak gereklidir. Çünkü ancak tarih bilincine dayanarak söz konusu çemberi kırmak mümkün olabilir, 1923’te olduğu gibi…


Sözler:
“Dünyanın hemen her yerinde, cellatlar bakan koltuklarına kurulmuşlar bile. Yalnız balta yerine kalem kağıt var ellerinde. Ölüm bir istatistik ve devlet işi oldu mu, dünya işleri iyi gitmiyor demektir. Ama , ölüm soyutlaştı mı, yaşam da soyutlaştı demektir.” (Albert Camus)

Dizeler:
“Bu dünya bakidir ve herkesten, elbette bir şeyler kalır
Kanayan bir sevda kalacak, delik deşik, benden kala kala” (Metin Altıok)

25. 7. 2006
http://www.yeniadana.net/


AMERİKAN İMAJI VE GERÇEĞİ


Pew Araştırma Merkezi'nce, 15 ülkede yapılan Küresel Eğilimler Anketi'nin sonuçları ve özellikle bu araştırmanın Türkiye ile ilgili bulguları Washington'ı kaygılandırıyor ve düşündürüyormuş. Neden mi?

Anketin yapıldığı 15 ülke arasında, sadece ABD'ye ve Başkan Bush'a değil, Amerikan halkına da en olumsuz bakan ülkeler arasında Türkiye, ilk sırada yer alıyor. 18 yaş üstü nüfusumuzda, Bush'a destek yüzde 3, ABD'ye destek yüzde 12.

Anketin ortaya koyduğu bu bulguları, Ankara'daki resmi ağızların ve çoğu analistin yaptığı gibi, "Bizdeki Amerikan karşıtlığı değil, Bush yönetiminin politikalarına tepki" diye yorumlamak ise mümkün görünmüyor. Çünkü yalnızca Amerikan başkanına ve devletine değil, Amerikan halkına olumlu bakanlarımızın yüzde 17 ile diğer bütün ülkelerden çok geride olması da üzerinde düşünülmesi gereken bir noktadır. Böyle olması da doğal aslında. Ama söz konusu olumsuz bakışın, nasıl bir düşünsel temele dayandığı önemli. Yalnızca güncel siyasi gelişmelerin yol açtığı bir olumsuzluk ise varolan, ne yapıp edip bu olumsuzluğu gidermenin, Amerikan imajını düzeltmenin yollarını arayacaklardır.


Bazı yorumcuların Amerikan çıkarları doğrultusunda, getirmeye çalıştıkları açıklama ve yorumların ise kamuoyunu etkilemeye yönelik olduğu görülmektedir. Bu tür yorumculara göre, “ABD'nin uluslararası imaj sorununun, Bush yönetiminin politikaları ile üslubundan kaynaklandığına; bunu düzeltmenin Washington'a düştüğüne hiç kuşku yok. Ama ABD'nin, Türkiye'de diğer bütün ülkelerdekinden daha vahim bir imaja sahip olması, AKP hükümetini özellikle düşündürmeli. Zira kadroları, Amerikan düşmanlığıyla flört ettikçe; liderleri, ABD ile işbirliğinin önemini, Türk halkına gerekçeleriyle anlatmadıkça, AKP'nin de Washington'daki imajı bozuluyor. AKP liderlerinin bu durumu önemsediğini biliyoruz. Bilmediğimiz, hükümetin, ortak vizyon belgesini, Türk halkına benimsetmek için ne çaba göstereceği.”(Yasemin Çongar, Milliyet 19.6.2006)

Amerikan imajına değil gerçeğine bakmak ve görmek durumundayız. Elbette günümüzde gerçek ile imajın birbirine karışması ve birbirinin yerini alması da söz konusudur. Küreselleştirmecilerin denetimindeki medya da, gerçeği gizlemeye yönelik imajlar oluşturma etkinliklerini son hızla sürdürmektedir. Ancak hangi imaj gizleyebilir ve unutturabilir: her gün katledilen yüzlerce insanı, işkencelerden geçirilen insanları, işgalci postallarıyla çiğnenen toprakları, kurutulan ağaçları, kan rengi akan ırmakları, uçakların ve helikopterlerin yaraladığı gökleri ve bir savaş alanına dönüştürülen yeryüzünü…

İnsanı ve insani değerleri hiçe sayanlar, kişi, kurum ya da devlet olsun, hangi imajla ayakta kalabilir, hangi imajın gücüyle kendini kabul ettirebilir? Küreselleştirmeciliğin, aslından insanlığın ve dünyanın sömürgeleştirilmesi olduğunu anlamadan, ABDye yönelik karşıtlıklıkların ve olumsuz tutumların bizi bir yere götüremeyeceği açık değil mi?

Sözler:

“Yaşam bana yaşlandıkça, gittikçe daha güzel görünüyor; ama yaşamak gittikçe daha da güç. Amerika’dan hiçbir şey ummayın. Bir son muyuz, yoksa başlangıç mı? Sanırım ki son. İnsanın aşkı tanımadığı bir ülke burası.” (Alfred Stieglitz, Mart 1946, Akt. Albert Camus, Yolculuk Günlükleri, Can yy, 1993.)

Dizeler:
“Acılı günler gördüm
Sığdıramam bir tek günü bir koca yıla
Geceler geçirdim yoz kentlerin bulvarlarında
Nice baharları kışlara gömdüm”
(Hasan Hüseyin Korkmazgil)




TARİHİN AÇIK DENİZLERİNDE KARAYI GÖRMEK

Mustafa Günay

İnsan zaman/tarih içinde yaşayan bir varlık olarak, geçmişten geleceğe, eskiden yeniye doğru yönelir. Ya da başka deyişle geçmiş ve gelecek arasında, eski ve yeni arasında, modern olan ile geleneksel olan arasında bulunmanın getirdiği karşıtlıklar, bunalımlar ve sorunlar yaşanır. Bu yaşantılar bireyler için olduğu gibi, uluslar-toplumlar ve kültürler için de söz konusudur.
Bir bakıma insanın zamana/tarihe olan yaklaşımı, bir yaşama felsefesini ve dünya görüşünü de içerir. Muhafazakarların geçmişe/geleneğe yaptıkları vurgu, bazı temel değer, kavram ve unsurların sürdürülmesi çabalarını hatırlayalım. Ya da devrimcilerin, reformcuların daha iyi ve daha güzel bir gelecek adına kalıplaşmış, mevcut gerçekliği oluşturan temel kavram değer ve kurumlarını değiştirmeye yönelik mücadelelerini düşünelim. Elbette bu iki ana grubun dışında belki bir başka grup de, gelenekle geleceği, eski ile yeniyi uzlaştırmaya yönelik anlayış ve tutumlarıyla karşımıza çıkarlar. Ülkemiz de bu konuda çok zengin bir örnekler ve deneyimler toplamına sahiptir. Ama sanırım tarihsel ve kültürel olanaklarımızı tam olarak kavrayamıyor ve tarihin açık denizlerinde yalpalamaya devam ediyoruz. Çünkü rotamız belirsiz. Belirlenmiş rotalar da bizim tercihimiz değil.


Tarihin açık denizlerinde, bir uygarlık ereğine yönelmiş ve bu konuda oldukça başarılı ve gelecek adına umutlu olmayı sağlayan adımlar atmıktık Cumhuriyetin ilk yıllarında. Ama sonra adına “küçük amerika” denilen bir adaya ulaşmak olarak çizildi rotamız, yalpalamaya başladık. Ve sonra günümüze kadar süregelen başka bir rotaya yöneldik: “birleşmiş avrupa” adasına ulaşacaktık bu kez. Ama söz konusu yolculuğun nasıl yapılacağı, hangi limanlara demir atılacağı vb. pekçok konuda ne kaptanların, ne tayfaların, ne gemideki yolcuların vaadedilen ada konusunda ne derece bilinçli oldukları ya da niçin böyle bir rotayı benimsedikleri üzerinde çok düşünülmesi gereklidir. Ve en ilginç ve anlamlı nokta da, yöneldiğimiz adanın henüz inşa halinde olması ve bu inşada da pek fazla sözümüzün geçmemesi...

Evet, tarihin açık denizlerinde yol alıyoruz. Sakallı Celal adlı bir halk filozofumuz, bir tarihte şöyle demişti: “Türkiye Doğuya giden bir gemidir. İçindeki bazı yolcular ise Batıya doğru koşarlar.” Tarihsel ve kültürel gerçekliğimize ilişkin söylenmiş, üzerinde düşünülmesi gereken bir söz. Bu söz, çeşitli biçimlerde de okunabilir/yazılabilir ve yorumlanabilir:
“Türkiye Batıya doğru giden bir gemidir. İçindeki yolcular ise Doğuya doğru koşarlar.”
Peki şimdi hangi sulardayız, gemi gerçekte nereye gidiyor...Karayı gören var mı?..

Sözler:

“Mağaranın içinde yaşayabiliriz; bu kişisel seçimlerimizle, düşüncelerimizle ilişkilidir. Ya da mağaranın bir başka mekana; örneğin bir aydınlığa, bir boşluğa ya da bir denize açıldığını düşleyerek mağaranın içinde keşifler de yapabiliriz. Düşünün ki, insanoğlu bu ufacık kırıntı düşlerle ne kadar büyük başarılar elde etti; bugünü var etti... Geçmişteki her insan, kendisinden yola çıkarak “insanı” yarattı. Ve yaşam hiç tükenmeyen bir akışla, hala insandan insana çoğalarak, zenginleşerek yol alıyor. Belki de bütün yolculuklarımız “kara göründü!” diye bağıran tayfanın heyecanlı sesine karışmaktır.”
(Rengin Bingöl, Kara Göründü adlı kitabından)

Dizeler:

“Dörtnala gelip uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim”
(Nazım Hikmet)


_____________________________________________________________________
HARİTALAR, SINIRLAR VE TASARILAR


Mustafa Günay

İlk dünya haritasını çizen kişinin Piri Reis olduğu bilinir. 1513 yılında çizilen bu haritadan ne yazık ki ancak bir bölümü günümüze kalmıştır. Haritanın elde kalan bölümünde Atlas Okyanusu, İberik Yarımadası, Afrika'nın batısı ile yeni dünya Amerika'nın doğu kıyıları görülmektedir. Piri Reis’in haritasının tarihsel açıdan önemli bir yönü de Kuzey Amerika haritasının çizimlerindeki doğruluk ve günümüzdeki bilgilerimizle uygunluğudur. Bilindiği gibi Kristof Kolomb'un Amerika haritası günümüze kadar bulunamamıştır. Ama o tarihlerden günümüze kadar haritacılık gelişmiş ve gerek dünyanın gerekse dünyadaki ülkelerin nice haritaları yapılagelmiştir.


Haritalar yenilenmiştir sürekli, çünkü ülkelerin sınırları değişmiştir/değiştirilmiştir. Emperyalist paylaşım savaşlarının sonucu olarak masa başında çizilen bazı ülkelerin sınırları düz bir çizgi halindedir. Ama pek çok sınır doğanın kıvrımlarını yansıtmaktadır. Ülkemizin sınırları ise ulusal bağımsızlık savaşının sonucunda belirlenmiştir. İlk bağımsızlık savaşıyla emperyalizme karşı mücadelede tarihsel bir örnek oluşturan ülkemiz, Atatürk’ün “yurtta barış, dünyada barış” düşüncesi doğrultusunda diğer ülkelerin bütünlüğüne zarar verecek girişimlerden kaçınmıştır. Ama ne yazık ki ülkemizin bütünlüğünü yıkmaya yönelik çabaların, açık ya da gizli biçimlerde günümüze kadar devam ettiği gözden kaçmamaktadır. Ayrılıkçı terörün son zamanlarda yeniden şiddeti tırmandırma yönünde giriştiği eylemler ve bu eylemlerin bazı medya organları tarafından dile getirilme biçimi oldukça düşündürücüdür. Bilindiği gibi ayrılıkçı terör örgütünün televizyonu, hava durumlarını verirken, Ankara ve İstanbul gibi şehirlerimizden “dış merkezler” olarak söz etmekte. Yine bilindiği gibi, ülkemizin haritası bazıları tarafından farklı biçimlerde çizilmekte ve kullanılmaktadır. Yapılan yeni haritalarda ülkenin bir bölümünde Kürt devletinin yer aldığı görülmektedir.


2 Nisan 2006 Pazar günkü Milliyet gazetesinin 17. sayfasında iki kısa haber yer alıyordu. “Bir Gaf da BBC yaptı” başlıklı haber şöyle idi: “İngiliz yayın kuruluşu BBC, son terör olaylarıyla ilgili haberinde Diyarbakır’dan “bölgesel başkent” diye söz etti. Gösterilerin “14 Kürt isyancı şüphelisinin asker tarafından öldürülmesinin ardından başladığı” ifadesinin kullanıldığı haberde, “Bölgesel başkent Diyarbakır’ın içinde ve çevresinde Kürtlerle Türk çevik kuvveti arasında yaşanan çatışmalarda 7 kişi öldü” denildi.”


Aynı tarihli Milliyet gazetesinde yer alan 'Federal güçler' gafı başlıklı Yasemin Çongar’ın haberinde ise, ABD'nin prestijli gazetelerinden Washington Post’un, Güneydoğu'da yaşanan son olaylara değindiği Cumartesi (1.1.2006) sayısında Diyarbakır'daki Türk askerlerinden 'federal güçler' diye söz ettiği belirtiliyordu. Haber metninin bir bölümü şöyle: ”Diyarbakır'da 4 PKK'lının toprağa verilmesinin ardından çıkan ve bölgedeki diğer illere de yayılan olayların, bölgenin Kürt kökenli nüfusu içinde görüş ayrılıklarına yol açtığı belirtildi.ABD'nin en prestijli gazetelerinden biri olan Washington Post'un Türkiye ve bölge ülkelerini izleyen muhabiri Karl Vick, dün yayımlanan Diyarbakır mahreçli haberinde, kent esnafının olaylarla ilgili olarak birbirinden farklı değerlendirmelerini yansıttı. Haberde, Diyarbakır'daki Türk askerlerinden, "federal güçler" diye söz edilmesi de dikkat çekti.”


Gaf sözcüğünün anlamı, yersiz, beceriksiz, zamansız söz veya davranıştır. Ama anlaşılan odur ki bazıları söyledikleri sözlerin zamanının geldiğini düşünüyor ya da bu şekilde mesajlar veriyor olmalılar. Bu tür sözlerin, tavırların ve çizilen yeni haritaların, tarihin çöp sepetine atılması bizim elimizdedir. Tarihin çöp sepeti de yoktur aslında. Tarih yaşayan her insanı yutar bir gün. Zamanın dipsiz kuyusuna düşmemek elimizde değildir. Ama o kuyudan yankılanan sesin ve geride kalan izin değeri, insani değerlerle bağıntılı değil midir?


Dinsel, etnik ya da benzer temellere dayanarak çizilen haritaların, sınırların ve tasarıların yaşamın içinde ve insan değerleri temelinde şansının/imkanının olmadığını görmek ve anlamak için, yeniden tarihin acı dersinden sınava girmemiz mi gerek?




Sözler:
“Atatürk ulusçuluğu akıldışı-duygusal değildir. Bu da onu ölçülü yapar: Ulusal kültür birikimindeki gerçek olan ve olmayan değerleri ona ayırt ettirebilir, onu kendisine gözü kapalı hayran (narcisse) ya da bencil yapmaz.(…) Bu ulusçuluk emperyalist değildir; akılcı ve moral bir norm olan ‘yurtta barış, dünyada barış’ ilkesine bağlıdır. Dünyadaki saygınlığın fetihlerle değil, evrensel kültür değerlerinin yaratıcısı olmakla gerçekleşeceğine inanır.” (Macit Gökberk)



Dizeler:
“Atlasları getirin! Tarih atlaslarını!
En geniş zamanlı bir şiir yazacağız” (Ece Ayhan)



Friday, October 19, 2007

Doğu-Batı Perpektifinde Türk Dünyası

Konferans Duyurusu

Konuşma başlığı: “Doğu-Batı Perspektifinde Türk Dünyası”

Konuşmacı: Prof.Dr. Selahattin Halilov

Tarih: 20 Ekim Cumartesi 2007

Saat: 13.30

Yer: İstanbul: Avrasya Bir vakfı, Küçükçekmece gölü kıyısında.

Selahattin Haliov, Azerbaycanlı önemli bir düşünce insanıdır. Türkçe’de “Doğu Batı-Ortak bir ideale doğru” adlı kitabı 2006 yılında Mefkure Yayınları tarafından yayınlanmıştı. Halilov’un yeni bir kitabı daha önümüzdeki günlerde yayınlanmak üzeredir.

Wednesday, October 03, 2007

1. Felsefe Öğretmenleri Kongresi

I. FELSEFE ÖĞRETMENLERİ KONGRESİ

Amaç:

Felsefe Öğretmenleri Kongrelerinin genel amacı, felsefe öğretmenleri arasında işbirliği ve dayanışmayı geliştirmek; felsefe öğretmenlerinin mesleki alanda gelişimlerini, eğitim alanındaki problemlerin ortaya konulmasında ve sorunların çözümünde aktif katılımlarını sağlamaktır.

I. Felsefe Öğretmenleri Kongresi “Ortaöğretimde Felsefe Eğitimi” başlığı altında felsefe grubu derslerinin programlarını, ders kitaplarını, derslere ilişkin etkinlikleri, felsefe öğretmenlerini ilgilendiren mevzuat ve uygulamaları değerlendirecek; öğretmen deneyimlerinin paylaşılmasını sağlamaya ve felsefe öğretmenlerinin daha örgütlü hareket etme olanaklarını bulmaya çalışacaktır.

Konular:

- Felsefe Eğitiminin Önemi/Gereği

- Felsefe Grubu Ders Programları
· Felsefe Programı
· Sosyoloji Programı
· Psikoloji Programı
· Mantık Programı
· İnsan Hakları ve Demokrasi Programı

- Felsefe Grubu Ders Kitapları
· Felsefe Ders Kitabı
· Sosyoloji Ders Kitabı
· Psikoloji Ders Kitabı
· Mantık Ders Kitabı
· İnsan Hakları ve Demokrasi Ders Kitabı

- Felsefe Grubu dersleri ile ilgili mevzuat ve uygulamalar
( ÖSS, Düşünme Eğitimi Dersi, Ders dışı etkinlikler, Seçmeli/zorunlu ders uygulamaları, Hizmet içi eğitim vb.)

- Felsefe Grubu Öğretmenliği Eğitimi

- Ders Yöntem ve Teknikleri

- Felsefe Kulüpleri




Kongre Takvimi:

15 Ocak 2008………… Bildiri özetlerinin teslimi için son tarih
1 Şubat 2008…. Bildiri özetlerinin değerlendirme sonuçlarının bildirilme tarihi
28 – 29 – 30 Mart 2008.... Kongre
Başvuru ve Katılım:
Kongre ilgilenen herkese açıktır. Kongreye bildirileriyle katılmak isteyen araştırmacıların hangi konu başlığı altında bildiri sunacaklarını, 750-1000 (poster bildiri için 500-750) kelimelik bir öneri veya özeti 15 Ocak 2008 tarihine kadar Kongre Düzenleme Komitesi'ne eklenmiş MS-Word dosyası olarak e-posta yoluyla göndermeleri gerekmektedir.
Bildiri sunmak isteyen araştırmacıların bildiri önerileri veya özetlerine e-posta adreslerini, faks numaralarını ve posta adreslerini eklemeleri gerekmektedir.
Kongre kitabı: Tam metinler bize iletildikten sonra bir komisyon tarafından yeniden değerlendirme yapılacak, kabul edilen metinler bir kitap olarak basılacaktır.
Her konuşmacıya 15 dakikalık sunuş ve 5 dakikalık tartışma olmak üzere 20 dakikalık süre verilecektir.
Bildiri Yazım Kuralları
Bildiriler Türkçe olarak 3000 kelimeyi (metin, grafikler, kaynaklar ve tüm ekler dahil) geçmeyecek şekilde hazırlanmalıdır. Elektronik (MS Word dosyası) ve kağıda basılmış olarak kongre süresince kayıt masasına iletilmelidir.



İletişim
E-posta:
bilgi@felsefecilerdernegi.org
Web: www.felsefecilerdernegi.org
Tel: (0312) 431 00 84, 0505 468 34 51, 0505 687 44 87
Adres: Felsefeciler Derneği Bayındır Sokak. No: 14 / 22, Kızılay / ANKARA

Atatürk - Jefferson

Amazon.com adlı kitap sitesinde, "Jefferson and Ataturk: Political Philosophies" adlı kitap, okurumuz Ahmet Parasız'ın gözüne ilişmiş. Türkçe çevirisi "Jefferson ve Atatürk: Siyasi filozoflar"... Yazarı: Garrett Ward Sheldon... Kitabın tanıtımında:"Bu kitap Amerika'nın kurucularından Thomas Jefferson ile modern Türkiye'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün siyaset teorilerinin karşılaştırmalı incelemesidir" deniyor. Bu iki tarihi ismin, ulusal bağımsızlık savaşı, cumhuriyet, din özgürlüğü, halk eğitimi ve ekonomi konularındaki düşünce ve uygulamalarındaki benzerlikler üzerinde duruluyor. Batı ve Ortadoğu üzerindeki etkileri anlatılıyor.
Tanıtım sayfasında Dr. J. E. Botton adlı bir okurun mektubu dikkati çekiyor. Bu okur diyor ki:"Kitabı okumakla birlikte Atatürk'e daha az yer verilmesine üzüldüm.Atatürk, Jefferson gibi sadece İngiltere'ye karşı değil, onun yanında Fransa, İtalya, Rusya ve Yunanistan'a karşı da savaşmıştır. Ülkeyi Osmanlı Sultanı ve Halife'den kurtarmıştır. 15 yıl gibi kısa bir sürede eğitimde devrim yapmış, Latin alfabesine geçmiş, din ve devlet işlerini ayırmıştır. Atatürk, George Washington'un askeri başarısını, John Adams'ın siyasi maharetini ve Jefferson'un Rönesans kalitesini sergilemiştir. Bir zamanlar düşmanı olan Venizelos'un O'nu Nobel Ödülü'ne aday göstermesi de hatırlanmalıdır..."
* * *Eloğlu, Atatürk'ü böylesine yüceltmeye çalışırken... Bizde de Atatürk'ü Anayasa'dan çıkarma kampanyası başlatıldı. Bedhah mı arıyorsunuz?

Kaynak: Milliyet, 31.07.2007
Melih Aşık, Açık Pencere köşesi

İstanbul Liseleri Felsefe Platformu 2007-2008 etkinlikleri

İstanbul Liseleri Felsefe Platformu 2007-2008 dönemi için
öngörülen program




19 EKİM CUMA 16:30 - Özel Saint-Benoit Fransız Lisesi

Açılış ve platform tanıtımı-Hıfzı Aksay
Açılış konuşması : Prof. Dr. Betül Çotuksöken (Maltepe Üniversitesi)
Sorumlu Öğretmenler: Betül Atmaca (Tel:
e-posta:
betatmaca@yahoo.com
Ayfer Aral (Tel: 0535 555 60 88)
e-posta:
ayfer@sb.k12.tr

16 KASIM CUMA 16.30 – Kadıköy Anadolu Lisesi

Panel: Felsefe Açısından İnsan ve İnsan Dünyası
Oturum Başkanı : Prof. Dr. Betül Çotuksöken (Maltepe Üniversitesi)
Katılımcılar: Dr. Kurtul Gülenç (Maltepe Üniversitesi),
Prof. Dr. Tüten Ang
Sorumlu Öğretmen : Sedef Özgüle (Tel: 0533 735 75 62)
e-posta:
sedef.ilim@hotmail.com


22 KASIM PERŞEMBE

Dünya Felsefe Günü
Bu yıl Türkiye ev sahipliği yapacağı için okullar dinleyici olarak katılabilir.
Mekan Türkiye Felsefe Kurumu tarafından belirlenecektir

14 ARALIK CUMA 16.30 - Özel Esayan Ermeni Lisesi

Trajik Çağda İnsan Anlayışı
Danışman Akademisyen: Prof. Dr. Afşar Timuçin
Sorumlu Öğretmen : Songül Avcı (Tel: 0537 644 63 61)
e-posta:
songul_garine@hotmail.com

18 OCAK CUMA 16.30 – Özel Enka Lisesi

Modern Çağda İnsanın Yükselişi
Sorumlu öğretmenler : Melek Mumcuoğlu (Tel: 0544 347 07 15)
e-posta:
melekmumcuoglu@hotmail.com
Gonca Alpargun
e-posta:
goncaalpargun@enkaschools.com


21 MART CUMA 16:30 - Özel Amerikan Robert Lisesi

Konuyu seçen bir gruba okul ev sahipliği yapacaktır




İSTANBUL FELSEFE GÜNLERİ

05 NİSAN CUMARTESİ – Özel Bahçeşehir Lisesi

Akıl Sahibi Bir Varlık Olarak İnsan – Spinoza’da İnsan
Sorumlu Öğretmen : Handan Aydın (Tel: 0532 295 66 02)
e- posta:
aydn_handan@yahool.com




06 NİSAN PAZAR - Özel Üsküdar Amerikan Lisesi

Birey-Devlet İlişkileri
Sorumlu Öğretmenler: Gülfer Birsin (Tel: (0533 276 03 32)
e –posta :
gulferb@kocschool.k12.tr
Nihal Eren ( Tel: 0532 285 87 20)
e-posta:
nihal.eren@yahoo.com



02 MAYIS CUMA 16:30 – TED İstanbul Koleji Vakfı Özel Lisesi

Gizli Oturum (Jean-Paul Sartre)
Sorumlu Öğretmenler : Sona Tarpinyan (Tel: 0532 612 98 32)
e-posta:
sonatarpinyan@hotmail.com
Hıfzı Aksay (Tel: 0533 743 09 12)
e-posta:
h.aksay@ttnet.net.tr







Hegel Kongresi Basın Duyurusu

ULUSLARARASI HEGEL KONGRESİ

Tinin Görüngübilimi’nin Yayımının 200’üncü Yıldönümü
6-7 Ekim 2007Caddebostan Kültür Merkezi – İstanbul

Düzenleyenler ve SponsorlarFelsefeciler Derneği (Ankara)İdea Yayınevi (İstanbul)Kadıköy Belediyesi (İstanbul)Noesis Felsefe Atölyesi (İstanbul)



Hegel’in Tinin Görüngübilimi’nin Yayımının 200’üncü Yıldönümü İstanbul’da da Kutlanıyor
Her bilinç biçimi kendini gerçek olarak, kalıcı olarak görür. Ama duyusal bilinçten algıya, algıdan anlağa, ve anlaktan usa doğru yükselen ve daha karmaşık kültür biçimleri içinden ilerleyen bir bilinç biçimleri ardışıklığı vardır. Bir Süreç erekseldir, ve bilincin sürecinin Ereği bütün bir insanlık için Bilginin Olanağına ulaşıldığını gösterir. Her sonlu kültür biçimi gerçek olduğu sanısı içindedir. Ama böyle değildir, ve gerçek olmadığını ortadan kalkarak tanıtlar. Ortadan kalkış her biçimin kendi içindeki çelişkisinin sonucudur ve Tinin bu sonlu biçimlere sığamayacağının, onlardan daha çoğu olduğunun, onlarda tüm gizilliğini geliştirememiş olduğunun kanıtıdır. Her iki durumda da, hem bilişsel hem de kültürel bilinç biçimleri durumunda da, ortadan kalkış hiçbir zaman hiçliğe bir yitiş değil, ama her zaman daha da yüksek biçimlerin ortaya çıkışıdır. Hegel Tinin Görüngübilimi’nde (1807) bu sürecin raslantısal olmadığını, Tinin kendi gizilliği tarafından, Doğadaki ve Tindeki devimden başka birşey olmayan Diyalektik tarafından belirlendiğini tanıtlar. Hegel’in Platon’dan bu yana tüm Klasik Felsefenin elmas birikimini kapsayan Felsefesi – saltık İdealizm – özsel olarak ussal olan İnsanın Tarihinin ve bütün bir kültürel Varoluşunun boşuna yaşanmadığı, ereksel ve böylece anlamlı olduğu sonucunu çıkarsar. İnsanın geri kültürel biçimlerden sürekli olarak ileri kültürel biçimlere doğru geliştiğini, ve Tinin Zamandaki sürecinin yalnızca bilişsel gelişim değil, ama o denli de moral, etik ve estetik bir büyüme süreci olduğunu tanıtlar. İnsanı değersizleştiren ve hiçliğe yaraşır gören kuşkucu-nihilistik bakış açıları ile karşıtlık içinde, Tinin Görüngübilimi insan bilincinin Saltık Eğitime ve böylece gerçek, uygar varoluş biçimine yetenekli olduğunu, bu ereğe milyarların bilincinde Özgürlük kültürünün yükselişi yoluyla erişileceğini gösterir.


Hegel’in Tinin Görüngübilimi’nin yayımının 200’üncü yıldönümü Dünyanın pekçok kentinde olduğu gibi İstanbul’da da bir Uluslararası Kongre ile kutlanıyor. Felsefeciler Derneği ve İdea Yayınevi tarafından düzenlenen ve Kadıköy Belediyesi ve Noesis Felsefe Atölyesi tarafından desteklenen Uluslararası Kongre 6 ve 7 Ekim tarihlerinde Caddebostan Kültür Merkezinde toplanıyor. Katılım konu ile ilgilenen herkese açıktır ve ücretsizdir.


Kongre hakkında ayrıntılı bilgi için: http://www.ideayayinevi.com/Hegel_Kongresi/Hegel_Kongresi_Duyuru.htm
Caddebostan Kültür Merkezi (CKM): Haldun Taner Sk. No 11, Caddebostan, Kadıköy – İstanbul.

Uluslararası Hegel Kongresi Programı


Uluslararası Hegel Kongresi Programı
Program of International Hegel Congress

6 Ekim / October the 6th
09:30-10:00
Açılış
1’inci OTURUM / SESSION 1
Bilgi: Kurgul ve Fenomenal; Yöntem, Dizge / Knowledge, Speculative and Phenomenological; Method and System
10:00-10:30
Andreas Arndt (Berlin)Tarihsel Diyalektik? ”Tinin Görüngübilimi”ndeki Diyalektik Üzerine Historical Dialectic? On the Dialectic in Hegel’s “Phenomenology of Spirit”
10:30-10:45
ARA (BREAK)
10:45-11:15
Önay Sözer (İstanbul)Diyalektik’in Kaynağına DönüşReturn to the Source of Dialectic
11:15-11:45
Aziz Yardımlı (İstanbul)Diyalektik Yöntem?Dialectical Method?
11:45-12:15
TARTIŞMA (DISCUSSION)

2’inci OTURUM / SESSION 2
Tanıma ve Başkası / Recognition and The Other
14:30-15:00
Richard Gunn (Edinburgh)Kuram ve Kılgı Üzerine HegelHegel on Theory and Practice
15:00-15:30
Evrim Kutlu (Köln)Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”’nde ve Kültürlerarası Diyalogda Tanıma KavramıThe Concept of Recognition in Hegel’s “Phenomenology of Spirit” and in the Intercultural Dialogue
15:30-16:00
TARTIŞMA (DISCUSSION)
16:00-16:30
ARA (BREAK)

3’üncü OTURUM / SESSION 3
“Tinin Görüngübilimi,” Tarih, Marxizm / “Phenomenology of Spirit,” History, Marxism
16:30-17:00
Reinhard Jellen (Münih/Münich)Georg Wilhelm Friedrich Hegel’in “Tinin Görüngübilimi” ve MarxizmHegel’s “Phenomenology of Spirit” and Marxism
17:00-17:30
Güçlü Ateşoğlu (Muğla) "Tinin Görüngübilimi”nde Tarihsel Bilinç KavramıThe Concept of Historical Consciounsness in “Phenomenology of Spirit”
17:30-18:00
Doğan Göçmen (Londra/London) Hegel ve Aydınlanmacılık /Hegel and Enlightenment
18:00-19:00
TARTIŞMA (DISCUSSION)

Uluslararası Hegel Kongresi ProgramıProgram of International Hegel Congress
7 Ekim / October the 7th
4’üncü OTURUM / SESSION 4
Politik Bilinç ve Kültür / Political Consciousness and Culture
10:00-10:30
Tülin Bumin (İstanbul)Tanınma Politikaları Bağlamında Hegel’in Yeniden-OkunmasıRe-reading of Hegel in the Context of Politics of Recognition
10:30-10:45
ARA (BREAK)
10:45-11:15
Barış Parkan (Ankara)İnsan Eylemi, Kendilik ve Özgürlük: Hegel ve Arendt Arasında Bir KarşılaştırmaHuman Action, Selfhood and Freedom: A Comparison Between Hegel and Arendt
11:15-11:45
Zeynep Savaşçın (İstanbul)Charles Taylor’ın Çokkültürcü Teorisinin Hegelci KökenleriThe Hegelian Origins of Charles Taylor's Theory of Multiculturalism
11:45-12:15
TARTIŞMA (DISCUSSION)

5’inci OTURUM / SESSION 5
“Tinin Görüngübilimi” ve “Mantık Bilimi” / “Phenomenology of Spirit” and “Science of Logic”
14:00-14:30
Kurtuluş Dinçer (Ankara)Hegel ve Felsefenin Dili Hegel and the Language of Philosophy
14:30-15:00
Alper Türken (İstanbul)Hegel’in Kavram Kavramı ve Çağdaş Görgücülüğün BunalımıHegel’s Concept of Concept and the Crisis of Contemporary Empiricism
15:00-15:30
Nilgün Toker Kılınç (İzmir)Habermas'ın Felsefesinin Hegel Felsefesindeki Kökleri The Hegelian Origins in the Philosophy of Habermas
15:30-16:00
TARTIŞMA (DISCUSSION)
16:00-16:30
ARA (BREAK)

6’ncı OTURUM / SESSION 6
Anımsama ve Kavramın Diyalektiği / Recollection and the Dialectic of the Concept
16:30-17:00
Elif Çırakman (Ankara)Tinin Özgürleşme Serüveni: Anımsama ve ÖzveriThe Adventure of Spirit's Freedom: Recollection and Self-Sacrifice
17:00-17:30
Levent Kavas (Gazimağusa-Kıbrıs) 'Terreur'ün Görüngübilimi The Phenomenology of 'Terreur'
17:30-18:00
Çetin Türkyılmaz (Ankara) Hegel’de Düşüncenin Hareketi ve Düşünülmüş Olan The Movement of Thought and That Which is Thought in Hegel
18:00-19:00
TARTIŞMA (DISCUSSION)