Monday, January 19, 2009

Varlık ve Zaman'ı Türkçe Okumak



Varlık ve Zaman Türkçe evinde

Süreyya Su

20. yüzyıl felsefesinde belki de Heidegger kadar tartışılan, etki yapan ve zengin bir düşünce mirası bırakan başka bir filozof olmamıştır. Bu bakımdan geçtiğimiz yüzyıl Heideggerci bir yüzyıl olarak anılmayı hak etmektedir.

Fenomenolojiden hermenötike, varoluşçuluktan postmodernizme tüm bir felsefe geleneğinde onun adı geçer. Gadamer, Derrida, Nancy, Vattimo gibi 20. yüzyılın geç dönem felsefecileri, Heidegger’in düşüncesinin izini sürmüşler, mesailerinin çoğunu onun arayışına ortak olmak, onunla hesaplaşmak, onun kavramlarını yorumlamak için harcamışlardır.

Nitekim Heidegger felsefesinin özgün kavramları çok anlamlıdır. Her ne kadar Heidegger bu kavramların tam olarak bu çok anlamlılıkları içinde anlaşılmasını istese de, bu anlam çokluğu içinde hangi bağlamda hangi ‘anlam’a özellikle vurgu yapıldığı hiç belli değildir. Bu nedenle Heidegger felsefesi açıklanabilir değildir; ancak tasvir edilebilir. Bu özellik Heidegger’i başka bir dile çevirmeyi zorlaştıran da bir unsurdur. Heidegger felsefesini çevirmek tıpkı bir şiiri çevirmeye benzer. Onu çevirme çabası, felsefesinin özgün kavramlarının çok anlamlılığını gözetmeyi zorunlu kılar. Buna bağlı olarak Heidegger’den çeviri yapmak sadece Almancadan çeviri işi değildir; sadece onun diline vakıf olmayı yeterli kılmaz, düşüncesine de vakıf olmayı gerektirir.



On beş yıl sonra, nihayet…

Heidegger’in temel yapıtı Varlık ve Zaman, felsefe tarihinin kült kitaplarındandır. Heidegger’i çevirmenin zorluğu, onun bu kült yapıtını dilimize kazandırmayı oldukça geciktirdi. İlk kez Varlık ve Zaman’ın çevrileceği müjdesini bundan on beş yıl kadar önce bir bankaya ait yayınevinin klasikler dizisinin yayın programında almıştım. Çevirmeni Oruç Aruoba olan bu girişim beni ve eminim birçok felsefe ilgilisini oldukça heyecanlandırmıştı. Ancak daha sonra bir şehir efsanesine dönen bu çeviri yapılmadı.

Neyse ki, Varlık ve Zaman’ın Agora Yayınları’ndan bir çevirisi çıktı. Çeviriyi yapan Kaan Ökten. Ökten’i epeydir Heidegger üzerine çalışmalarıyla tanıyoruz. Dolayısıyla Heidegger düşüncesine vukufiyeti uzmanlık derecesinde güçlü bir ismin çevirisi var önümüzde şimdi. Daha önce Heidegger Kitabı çıkan Ökten, Varlık ve Zaman çevirisiyle beraber bir de ona kılavuz kitap yayımladı.

“Varlık”, Heidegger’in felsefesinin merkezî sorusudur. Onun “Varlık” sorununa ilgisi, Freiburg Üniversitesi’nde henüz bir teoloji öğrencisiyken, Franz Brentano’nun Aristotales’e Göre Varolanın Çok Anlamlılığı Üzerine başlıklı tezini okumasıyla başlar. Varolanın çeşitli şekillerde dile getirilebileceğini ifade eden Brentano’nun kitabının kendi düşüncesi üzerindeki etkisini Heidegger, şöyle dile getirir: “[Bu tez] benim felsefeye girme konusunda ilk acemice girişimlerimde başlıca yardımcım ve rehberim olmuştu. Tamamen belirsiz bir tarzdaki şu soru beni ilgilendirdi: Eğer varolan çeşitli anlamlarla ifade edilirse, o zaman onun en temel anlamı nedir? Varlık ne anlama gelir?”

“Varlık nedir?” diye sorduğumuzda, Heidegger’in düşüncesinde bu soruya doğrudan bir cevap bulamıyoruz ve bir belirsizliğin içine düşüyoruz. Bu belirsizlik kuşkusuz, Heidegger’in bu soruya cevap vermekte yetersiz kalmasına dayanmıyor. Soruya verilecek cevaplardaki belirsizlik, sorgulanan şeyin kendisindeki belirsizliğe dayanıyor. Yani Varlık kavramındaki belirsizlik. Bu nedenle “Varlık nedir?” sorusu kuşatıcı bir tanım vererek cevaplanamaz. Yine bu nedenle Heidegger, “Varlık” kavramını, içerdiği belirsizlikten dolayı üzerini karalayarak yazar. Varlıkla ilgili her şeyden önce söylenebilecek olan, “Varlık’ın varolana benzer bir şey olmadığıdır”. Yani Heidegger, düşüncesinin bütünü göz önünde tutulursa, hep aradığı Varlık’ı bir şekilde tanımlamaya kalkışmaktan çok, ilkin olumsuz bir belirleme yapmakta ve Varlık’ın varolandan farklı bir şey olduğunu söylemektedir.

Heidegger’in Varlık ile varolanı ayırması, aynı zamanda, onun Batı metafizik düşünce geleneğine ilişkin tutumunu da belirler. Bu nedenle, Heidegger’in yapmış olduğu bu ayrımı doğru bir biçimde ortaya koyabilmek için, onun metafizik düşünce geleneği derken neyi göz önünde bulundurduğunu ele almak gerekir.

Heidegger’e göre metafizik “varolanın varlığı nedir” sorusunu sorar; ama varolan ile Varlık’ın ayrımını göz önünde tutmaz. Bu nedenle, metafizik varolanın varlığını her soruşunda, varolanı açıklığa kavuşturmayı denerken, Varlık’ı gizlemektedir. Ya da Varlık kendini metafizik düşüncede açığa vururken, aynı zamanda da bu düşünce için gizli kalmaktadır. Böylece tüm metafizik tarihi, “varlığın unutulmuşluğu”nun tarihidir. Heidegger’e göre, varlığın unutulmuşluğu, varlığın varolandan farkının unutulmuşluğudur.

Bu bağlamda Varlık ve Zaman’da Heidegger’in amacı, Varlık sorusu öncülüğünde, Batı metafizik tarihinin yıkımını (destruktion) gerçekleştirmektir. Yıkma, geleneğin Varlık sorusu temelinde ele alınması aracılığıyla, Varlık sorusunda gizlenmiş olanın, Varlık ve zaman arasındaki ilişkinin açığa çıkarılmasını içerir.

Varlığın anlamı olarak Zaman

Varlık ve Zaman’da zamanı “varlığın anlaşılmasının ufku” olarak nitelendiren Heidegger zamana ontolojik bir işlev yükler. Varlık ve zaman arasındaki ilişki sorununda Heidegger özellikle Dasein’ın zamansallığına vurgu yapmaktadır. Dasein, “dünya içinde olma” olarak varlığı açığa çıkandır. Heidegger’in amacı zamansallığı Dasein’ın varlığının anlamı olarak göstermektir. Dasein’ın zamansallığı Heidegger tarafından dünyada olmakla karakterize edilir. Heidegger, Varlık ve zaman arasındaki ilişki sorununda zamandan değil, zamansallıktan konuşmakta ve zamansallığın temelinde olan yitimsellik kavramına gönderme yapmaktadır. “Zamansal, zamanda olan ve böylece zaman tarafından belirlenendir”. Dolayısıyla zamansal olan Dasein’dır.

Buna göre ölüm, başlangıçta uzak olup yaşlandıkça insana yaklaşan bir son değil, Dasein’ın yaşamının her anında üzerinde asılı durandır. Çünkü Dasein, içinde bulunduğu her anın son an olması içerisine fırlatılmıştır. Bu nedenle de varoluşsal bir imkân olarak ölüm, varoluşumuzu kendimiz için bir ilgi alanı haline getirir. Her Dasein nasıl ki, kendi ölümünü yalnızca kendisi deneyimleyecekse, hayatını da sadece kendisi yaşayacaktır. Heidegger bunun bilincinde olarak hayatın anlamının ölüme yönelik varlık oluşumuz ile anlam kazanacağını belirtir. Heidegger’in zaman anlayışının özgünlüğü, zamanı, insan varlığının anlamını belirleyen bir olgu olarak açıklamış olmasıdır.

Zaman kitap, sayı 33, 6.10.2008

http://kitapzamani.zaman.com.tr/?bl=5&hn=1387

No comments: