Wednesday, January 21, 2009

Benjamin Üzerine bir kitap


Benjaminia bir duruştur

ELİF TÜRKÖLMEZ

Deha zahmettir’ der Benjamin. Yazmanın yükünü hissettiği bir anda belki de. Ama flaneur olup kent sokaklarını arşınlamak da değildir metinden kaçmanın yolu. Nedir peki metinden kaçmanın yolu? Metinden kaçış yok mudur?


Bu kitabın da, yazarının da derdi Benjamin’i ‘bilmek’ değil. Çünkü o, yazarı için epistemolojik bir bilgi nesnesi, bir araştırma konusu olmaktan çıkıp, bir arayışın adı oldu. Mimar Sinan Üniversitesi’nde verdiği derslerde benim de bire bir tanıklık ettiğim hocam Besim Dellaloğlu’nun ‘Benjamin aşkı’ kitap oldu ama bu kitabı daha ziyade bir mektup, bir günlük, bir iç döküş gibi okumakta, öyle ele almakta fayda var. Versus Yayınları’ndan çıkan Dellaloğlu’nun Walter Benjamin üzerine ikinci kitabı Benjaminia: Dil, Tarih ve Coğrafya, araştırmalar sonucu bulunmuş bir metinler toplamı olmaktan çıkıp hocamın yıllar süren iz sürüşünün çok öznel bir dökümanı olmuş. İki Dünya Savaşı arasında ‘modernliğe’ derin kuşkuyla bakan bir düşünür olduğu için, sadece moderne değil, kurumlara, tarihe, ‘akademik olan’a da şüpheci ve dışarıdan baktığı, birbirinden bir kopuklukla ayrılmasından ziyade bütüncül bir mânâ içeren Marksistliğini ve mistikliğini metinlerinde ‘kör gözüne parmağım’laştır-madan sunduğu ve daha bir çok şey için Dellaloğlu’nun, tıpkı onun kendi metinleri üzerine eğilmesi gibi, üzerine eğilmesine sebep olan Benjamin, sadece düşünsel derin-liğe iten söylemleriyle değil aynı zamanda üslubunun başkalığıyla da gönül çelmiş.
“Marksizmin aslında ne olduğunu ben en çok ondan öğrendim” yazıyor kitabın bir yerinde. Biz de Marksizm’in aslında ‘ne olmadığını’ en çok hocamdan öğrendik. Marksist olmak futbol aşkını öldürmemeliydi mesela en basitinden. Geleneği dışlamamalı, ‘ileri’, ‘geri’ gibi otomobil vitesi çağrışımı yapan saçma sapan sıfatları lügata sokmamalıydı. Genellememeli, tekil olana saygıda kusur etmemeliydi. Aydınlanmanın da sabıkaları vardı, aydınlatacağım diye yaydığı ışık gözü kör edebilirdi pekâlâ. Sonra, aydınlanmanın ışığına ‘nur’ desek, Das Kapital bizi çarpmazdı. Gelenek değerliydi. Öyle travma yaratacak kadar sert darbelere gelemez, yarası yıllarca ince ince sızlar, tam olarak nerenin acıdığı da bilinmediği için hiçbir doktor bu yaraya çare olamazdı. Zaten aslında kimseler de ‘neren acıyor?’ diye sormazdı. Yok saymak, toplumsal alzheimer’a yakalanmış gibi alıklaşmak üzerimize tam gelen elbise gibi bize pek yakıştırılırdı.


Aslında bizim gibi, tarihin hiçbir anında modern olamamış bir toplumun bu işi sadece hocama bırakmadan Benjamin’i kucakla-ması, üzerinde çalıştığı metne kapandığı o ünlü fotoğrafını evinin duvarlarına asması gerekir. Bizim gibi bir toplumu da bir melankolik olarak en iyi o anlar çünkü.
“Deha zahmettir” der Benjamin. Yazmanın yükünü hissettiği bir anda belki de. Ama flaneur olup kent sokaklarını arşınlamak da değildir metinden kaçmanın yolu. Nedir peki metinden kaçmanın yolu? Metinden kaçış yok mudur? Derrida’nın dediği gibi metnin dışında hiçbir şey yok mudur? Bu soruları soran takıntılı adamlar ve kadınlar nerede bulacaklardır huzuru, onlara huzur yok mudur? Hocam’ın bir gün derste, bir Mete Özgencil sözü olan Tarkan şarkısından yaptığı alıntı gibi moderne nanik yapıp “akıl verme, huzur ver” demek gerek herhalde. Akıl vermek kolay, huzur veren yok mu? demek. Sorunun cevabını da için için bilmek. Hem popüler kültür fena bir şey değildir hem de insan azıcık hafifler. Hocam da hem en ağır metinlere gömülebilen hem de o metinden başını kaldırdığında, hayatın ne kadar da hafif bir yer olduğunu hissettirebilen biridir çünkü.


Kitapta, Benjamin’in saygı duruşunda durduğu bir alan olan ‘alıntılar’dan çokça yararlanılmış ama bu, okumayı zevkli kılıyor ve aynı anda çok şey öğretiyor, hiç de bunu iddia etmeden. Benjamin’i anlamaya, hissetmeye çalışan bir metin var karşımızda, üstelik huzur da veriyor.

BENJAMINIA, Dil, Tarih ve Coğrafya, Besim Dellaloğlu, Versus Kitap, 2008, 262 sayfa, 17 YTL.

No comments: