Sunday, November 26, 2006

Gözde Dedeoğlu'nun kitabı..




Bir Felsefî İfşaat...


SERVER TANİLLİ


Okurların bildiği bir şeyi tekrarlamak gerekecek: Sovyetler Birliği'nin çöküşü ile sosyalizmin Batı'da çatlaması, asıl besini antikomünizm olan geleneksel sağ'ın ideolojisinin parçalanmasına da yol açarken, ''yeni liberalizm'' -tek ideoloji olarak- tahta çıktı. Başta Amerikan kapitalizminin bu uyduruğu, tek doğru ve seçenek olarak, bütün dünyaya dayatılıyor.
Gerektiğinde, zorla; yani emperyalizme kalkarak!
Akıl hocaları da var: Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, İktisadi İşbirliği ve Gelişme Örgütü ile Dünya Ticaret Örgütü...
Bu ''tek boyutlu'' ideoloji, doğaya ve yaşama ilişkin her şeyi metalaştırıp pazarlarken, belki de en korkuncu, ''ortaklaşa olmamız gereken'' i yıkıyor, ''kamusal'' la ''sosyal'' i de piyasanın emrine veriyor.
Ve liberalizm, başta medya olmak üzere, hemen her ülkede uluslararası iktisadî ve parasal büyük kurumları, kuruluşları, çoğu politikacıyı ve gazeteciyi hizmetine almıştır; onlar da, ''tek düşünce'' yi, modern dogmatizm diyebileceğimiz fikirleri allayıp pullayarak yayıyorlar. Günümüz demokrasilerinde yurttaşlar, bu yapışkan doktrinin ''zift'' ine batmış haldeler; o doktrin, direnen her fikri -belli etmeden- kuşatıp sarıyor, dizginliyor, karıştırıyor, felce uğratıp sonunda boğmaya kalkıyor.
Ya felsefe?
Ege Üniversitesi'nde bir öğretim görevlimizin, Gözde Dedeoğlu'nun, Telos Yayınları'nda çıkan, Etik Düşünce ve Postmodernizm adlı eseri, bize pek önemli ifşaatta bulunuyor...

**

Postmodernizm, 20. yüzyılın ikinci yarısında palazlanmış bir felsefe akımıdır.
Özellikle mimarlığın estetiğinden gelen bu akım, modernitenin, Aydınlanma Yüzyılı'nın temel fikirlerini, başta da aklı, ilerleme düşüncesini, bilimi, hümanizma ile evrensel değerleri reddediyor.
Yerlerine koyduğu ne?
Modernizmin kimi katılıklarına karşı, insanî olanı, farklılıkları, değişik renkleri, coşkuyu, hoşgörüyü çıkarmak niyetiyle ve görecelik ve kuşkuculuk havalarıyla yürürken, gelip durduğu nokta, uzlaşımcılık ve edilgin bir tavır!
Nasıl olur böyle bir tarih kesitinde?
Öte yandan, bilime ve akla karşı oluş, insanları metafiziğe götürdüğünde, cehaletle de birleşince, sonuç ne olacaktır? Saygın bir düşünür, Leslie Lipson şöyle diyor: ''Direksiyona inancın geçmesine izin verdiğiniz anda, mantık arka kanepeye geçmek zorundadır.''
Doğru değil mi söylediği?
İki düşünür, Alan Sokal ve Jean Brichmont, ''Sanatla mimariden toplumsal bilimlerle felsefeye kadar uzanan bir yelpazede, kötü sunulmuş bir düşünceler yığını'', ''zamanımızın puslu modası'' olarak tanımlıyorlar postmodernizmi.
Bayağılıklar, göz boyamalar, kavram karmaşası...
Gözde Dedeoğlu, eserinde, kendisi de açtığı bir yelpazede, titizlikle gözden geçiriyor postmodernizmi. Ve sonunda şunu soruyor: Postmodernizm insanlık için, dünyamız için ciddî bir tehlike midir? ''Kanımca evet!'' , diyor.
Yazarımıza göre, sanki köktendincilik tehlikesi yetmemiş gibi; ''parasal desteğin kamu kaynaklarından özel sektöre doğru kaymasıyla'' , bilimsel nesnellik de gittikçe tehdit altındadır. Bizzat fikir yaşamı, kavramlar dünyası, bir tehditle yüz yüzedir. Bundan, en çok zarar gören ve daha da görecek olan, başta demokrasi ile ahlaktır: Sevginin, bağlılığın yanı sıra paylaşım, dayanışma; onur, adalet, özgürlük, eşitlik değerleri çiğneniyor, yerini tek değer olarak para ve tüketme çılgınlığı alıyor.
Böyle ''zedelenmiş insanlık'' nereye varabilir?
Yazarımızın zikrettiği gibi, ''Paylaştığımız dünya bu aralar tehlikeli bir yer olmuştur. Fakat bunca tehlike arasında umut da vardır'' der Leslie Lipson ve devam eder; ''Umutlarımızın gerçekleşmesi için net düşünmeye, doğru değerleri seçmek için bilgeliğe ve harekete geçmek için yürekliliğe ihtiyacımız vardır''.
Yazarımız da bu umudu paylaşıyor ve seçimini insanca olandan yana yapıyor.
''Yeni liberalizm'' in tahribatı ile postmodernizm, tam bir örtüşme içinde; Gözde Dedeoğlu da, değerli eseriyle, tam zamanında bu foyayı açığa çıkarıyor.
Bütün okurlar, bu kitabı gecikmeden okumalılar!..


14 Mayıs 2004 Cumhuriyet

No comments: